Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
KAYYUM : Ottoman Turkish

toplayıp ihsan eden

KAYYUMİYET : Ottoman Turkish

Allah'ın ezelî ve ebedî oluşu, dâimî mevcudiyeti, bâkiliği. (Bak: Kayyum)

KAYYÛM : Ottoman Turkish

yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah

KAYYÛMİYET : Ottoman Turkish

Kayyumluk

KAYYIM : Ottoman Turkish

"İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) verilen bir isim."

KAYZ : Ottoman Turkish

Yaz mevsiminin en sıcak zamanları

KAYID : Ottoman Turkish

"(C.: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken. * Çavuş. * Koyunların önünde yürüyen ""kösem"" dedikleri koyun."

KAYIF : Ottoman Turkish

Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi

KAYIM : Ottoman Turkish

Durucu, duran. * Kılıç kabzası

KAYIN : Ottoman Turkish

Kadının veya kocanın erkek kardeşi

KAYINÇO : Ottoman Turkish

Kayın. Kayınbirader

KAYISA : Ottoman Turkish

(C.: Kavâsi) Derenin son bulduğu yer

KAYIT : Ottoman Turkish

yazma, bağ

KAZ' : Ottoman Turkish

Kesmek. * Kahretmek. * Çiğnemek. * Fuhşiyat söylemek. Sövmek

KAZA : Ottoman Turkish

"Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. * Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak. * Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi. * Hâkimlik, hâkimin hükmü. * İstemeden yapılan zarar. * Hükmeylemek, hüküm. * Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. * Beyan eylemek. * Ahdini yerine getirmek. * Ödemek, edâ etmek. * İcab. * Ölüm. (L.R.) * Şeriat hâkimi olan Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. (Yâni, eskiden bir hâkimin şeriat şeriat namına da'valara baktığı memlekete ""kaza merkezi"" denirdi.)Fık: İnsanlar arasında vuku bulan dâva ve muhasamayı şer'î hükümler dairesinde fasletmek, halletmek.(Fetvanın kazadan farkı, mevzuu âmdır; gayr-i muayyendir, hem mülzim değil. Kaza ise; muayyen ve mülzimdir.)"

KAZA' : Ottoman Turkish

Çocukların başını traş edip, bazı yerlerinde kısım kısım saç bırakmak

KAZA-İ HÂCET : Ottoman Turkish

İhtiyacını gidermek. * Büyük abdest bozmak

KAZA-İ ŞEHVET : Ottoman Turkish

Şehvet ihtiyacını gidermek. Cinsî münasebet (ki, insanlar arasında nikâh olmadıkça haramdır.)

KAZA-ZEDE : Ottoman Turkish

Kazaya uğramış, başına felâket gelmiş

KAZAA : Ottoman Turkish

Bulut parçası

KAZAB : Ottoman Turkish

Katılık, şiddet

KAZABE : Ottoman Turkish

Kesinti. Bağ ağacından ve diğer ağaçtan kesilen parçalar

KAZAEN : Ottoman Turkish

Kaza olarak, tesadüfen. İstemiyerek. Bilerek değil. Beklenmedik halde

KAZAET : Ottoman Turkish

Ayıp, âr. * Fesad

KAZAHA : Ottoman Turkish

(Kazâ. dan) Kazalar. İlçeler. Kaymakamlık idareleri