Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
KÂHİL : Ottoman Turkish

Saçına ak düşmüş adam. Yaşlı, ihtiyar. Tembel

KÂHİL : Ottoman Turkish

erişkin

KÂHİLANE : Ottoman Turkish

f. Tembelce, tembelcesine, tembel olana yakışır surette

KÂHİN : Ottoman Turkish

"Karışık ve tahmini sözlerle gaibden haber verdiği söylenen kimse. Haberci. Falcı. * Âlim.(Kâhinlere gaybi haberleri getirmek için şeytanlar, tâ semavata çıkıp kulak veriyorlar, yarım yamalak yanlış haberler getiriyorlar diye tefsirlerdeki ifadelerin bir hakikatı şu olmak gerektir ki; semavat memleketinin pâyitahtına kadar gidip o cüz'i haberi almak değildir. Belki cevv-i havaya dahi şumulü bulunan semavat memleketinin (teşbihte hata yok) karakol haneleri hükmünde bazı mevkileri var ki, o mevkilerde Arz memleketi ile münasebetdarlık oluyor, cüz'i hadiseler için, o cüz'i makamlardan kulak hırsızlığı yapıyorlar. Hatta kalb-i insani dahi o makamlardan birisidir ki, melek-i ilham ile şeytân-ı hususi, o mevkide mübareze ediyorlar. Ve hakaik-ı imaniye ve Kur'aniye ve hadisat-ı Muhammediye (A.S.M.) ise, ne kadar cüz'i de olsa, en büyük, en külli bir hadise-i mühimme hükmünde en külli bir daire olan Arş-ı Azamda ve daire-i semavatta (temsilde hata olmasın) mukadderat-ı kâinatın mânevi ceridelerinde neşrolunuyor gibi her köşede medâr-ı bahsoluyor, diye beyan ile beraber, kalb-i Muhammediden (A.S.M.) tâ daire-i Arşa varıncaya kadar ise, hiçbir cihetle müdahale imkânı olmadığından, semavatı dinlemekten başka, şeytanların çaresi kalmadığını ifade ile, Vahy-i Kur'ani ve Nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) ne derece yüksek bir derece-i hakkaniyette olduğunu ve hiç bir cihetle hilâf ve yanlış vahy ile ona yanaşmak mümkün olmadığını, gayet beliğane, belki mu'cizane ilân etmek ve göstermektir... L.)"

KÂHİN : Ottoman Turkish

falcı

KÂHİNANE : Ottoman Turkish

f. Kâhin gibi ve ona benzer şeklide haberler veren. Bir nevi zan ile gaibden haber verir gibi

KÂHİNE : Ottoman Turkish

Kadın kâhin

KÂHYA : Ottoman Turkish

Büyük konaklarda ev işlerini idare eden kimselerle san'at ve ticaret sahiplerinin işlerine bakmak üzere hükümet tarafından seçilen kimselere eskiden verilen addır

KÂİN : Ottoman Turkish

Olan. Var olan. Bulunan. Mevcut

KÂİN : Ottoman Turkish

olan

KÂİNAT : Ottoman Turkish

Var edilen şeylerin hepsi. Yaratılanlar. Mevcudat. Âlemler

KÂİNAT : Ottoman Turkish

evren

KÂİNAT-EFRUZ : Ottoman Turkish

f. Kâinatı süsleyen, cihanı donatan

KÂİNAT-I NÂİME : Ottoman Turkish

Uyuyan kâinat

KÂJ : Ottoman Turkish

f. Eğri, bükülmüş. * Şaşı

KÂLA : Ottoman Turkish

f. Kumaş. * Ev eşyası, giyim eşyası. * Sermaye, anamal

KÂLBÜD : Ottoman Turkish

f. Kalıp, şekil. * Gövde, beden, insan veya hayvan cesedi

KÂLİB (KELİB) : Ottoman Turkish

İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim ettiren kimse

KÂLİH : Ottoman Turkish

Katı, şiddetli, şedid

KÂLUC : Ottoman Turkish

f. Küçük parmak. * Güvercin kuşu

KÂLUS : Ottoman Turkish

f. Ahmak, ebleh, akılsız

KÂLUSANE : Ottoman Turkish

f. Akılsızcasına, ahmakçasına

KÂLÎ : Ottoman Turkish

Veresiye satmak

KÂM : Ottoman Turkish

f. İstek. Arzu. Maksad. Murad. Dilek. Lezzet. * Ağzın üstü. Damak. * Koyun, sığır ağılı. * Ağaç kilit

KÂM : Ottoman Turkish

dilek, arzu