Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
NECASET-İ GALİZA : Ottoman Turkish

Pisliği hakkında şer'î bir delil mevcut olup hilâfına başka bir delil bulunmayan necasettir. ( Lâşe gibi)

NECASET-İ GAYR-İ MER'İYE : Ottoman Turkish

Câmid, bir hacmi olmayan veya bulaştığı yerde görülmeyen herhangi bir pis maddedir. Görünmez halde olan pisliktir. (İdrar gibi)

NECASET-İ HAFİFE : Ottoman Turkish

Hanefî mezhebine göre pis olduğuna dair şer'î bir delil mevcud olan şeydir. Diğer bir tabire göre murdar olmadığı rivayet edilen şeydir. (Eti yenen hayvanların bevilleri gibi.) Bedenin veya elbisenin dörtte birinden az miktarı namaza mani olmaz

NECASET-İ KALİLE : Ottoman Turkish

"Katı şeylerden ise miskalden; sıvı ise el ayası sahasından geniş olan necaset, namaza mânidir. Bu miktardan fazlası necaset-i galizadır."

NECASET-İ MER'İYE : Ottoman Turkish

Hacmi olan veya kuruduktan sonra görünen herhangi bir pis maddedir. (Akmış kan gibi)

NECASETTEN TAHARET : Ottoman Turkish

Pislikten temizlenmek. (Bak: Taharet)

NECAT : Ottoman Turkish

Kurtuluş, selâmet. * Hırs ve hased. * Yüksek mekân. * Ağaç budağı. * Mantar

NECATÎ : Ottoman Turkish

Kurtulmaya ait, kurtulmakla ilgili

NECAŞE : Ottoman Turkish

Süratle yürümek, hızlı yürümek

NECAŞİ (NİCÂŞİ) : Ottoman Turkish

"Habeş Meliki olan ""Eshame"" nin lâkabıdır. Kamus Şârihinin dediğine göre, mutlaka bu isim, Habeş Meliklerinin has isimleridir."

NECAŞÎ : Ottoman Turkish

Habeş hükümdarı

NECB : Ottoman Turkish

Ağaç kabuğunu soymak

NECCAD : Ottoman Turkish

Yorgancı. Yatak, yastık, yorgan gibi şeyler yapan

NECCAH : Ottoman Turkish

Yorgancı

NECCAR : Ottoman Turkish

Doğramacı. Marangoz. * Dülger

NECCAŞ : Ottoman Turkish

Hayvan sürücüsü

NECCİNA : Ottoman Turkish

Bizi kurtar, bize selâmet ver, bizi hıfzeyle (meâlinde dua)

NECCİNÂ : Ottoman Turkish

izi kurtar

NECD : Ottoman Turkish

Açık ve işlek yol. * Yüksek yer. * Minder, döşeme gibi oturacak şeyler. * Ağaçsız mekân. * Hâzık ve mâhir kılavuz. * Yiğitlik hâli. Gamlılık, gussa. * Hasma galip gelmek. * Çok terlemek. * Meme. * Suudi Arabistan'ın doğu mıntıkası

NECDET : Ottoman Turkish

Yiğitlik, şecaat, kahramanlık. * Harp ve kıtal. *Yeis, korku

NECEB : Ottoman Turkish

Ağaç kabuğu

NECEF : Ottoman Turkish

(Necefe)
(C: Nicâf-Encâf) Üzerine su çıkmayan yer. Tümsek yer, yüksek, tepe, sırt. * Irakta bir şehrin adı

NECEFE : Ottoman Turkish

Büyük askı kandil

NECEL : Ottoman Turkish

Büyük gözlülük. İri gözü olmak

NECER : Ottoman Turkish

Koyun ve devenin suyu içip kanmaması