Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
NEKABET-İ ULEMÂ : Ottoman Turkish

Âlimlerin başı olma

NEKAD : Ottoman Turkish

(C.: Nukyud-Nikâd) Ayakları kısa, yüzü çirkin koyun. * Büyümesi geç olan çocuk. * Ağızda dişler çürüyüp ufanmak. * Davarın tırnağı soyulup yüzülmek

NEKAHET : Ottoman Turkish

Hastalıktan yeni kalkıp henüz iyileşmiş, iyiliğe yüz tutmuş olmak hâli. Hastalıkla sıhhat arasındaki hâl. * Fehmetmek, anlamak, bilmek. * Seri intikal etmek. Çok çabuk anlayış

NEKAHET : Ottoman Turkish

hastalıktan sonraki zayıflık

NEKAİS : Ottoman Turkish

(Nakise. C.) Nakiseler. Noksanlar

NEKAİS : Ottoman Turkish

noksanlıklar

NEKAİZ : Ottoman Turkish

(Nakize. C.) Nakizeler. Birbirine zıd şeyler

NEKAM : Ottoman Turkish

(A, uzun okunur) Bir kimseyi kötü bir fiilinden dolayı şiddetle cezalandırmak. İntikam almak

NEKAVE(T) : Ottoman Turkish

Her şeyin iyisi, seçkini. * Temizlik, paklık

NEKAVET-İ VİCDÂN : Ottoman Turkish

Vicdan temizliği

NEKAYİ' : Ottoman Turkish

(Nakia. C.) Ziyâfetler

NEKAZ : Ottoman Turkish

(C: Enkâz) Her nesnenin kötüsü, kıymetsizi

NEKB : Ottoman Turkish

Musibet ve kedere uğrama. * Meyletmek, eğilmek. * Udul etmek, vazgeçmek, haktan dönmek

NEKBA : Ottoman Turkish

Esince adamı eğip düşüren rüzgâr. Fırtına

NEKBE : Ottoman Turkish

(C.: Nekebât) şiddet, meşakkat. * Bir şeyin kesilmesiyle olan cerahat

NEKBET : Ottoman Turkish

(C.: Nekebât
Nükub) Talihsizlik, şanssızlık, bahtsızlık. * Musibet, felâket. * Düşkünlük

NEKBETHANE : Ottoman Turkish

f. Tâlihsizlik yuvası. * Mc: Dünya

NEKBETZEDE : Ottoman Turkish

f. Felâket görmüş, musibete uğramış

NEKBETÎ : Ottoman Turkish

f. Tâlihsiz, bahtsız, şanssız, uğursuz

NEKD : Ottoman Turkish

(Nekâde) (C.: Enkâd) Hayırsız olmak

NEKDA' : Ottoman Turkish

Sütü olmayan deve

NEKEB : Ottoman Turkish

Hastanın iyileşmesi. * Devenin omuzlarında olan bir hastalık

NEKED : Ottoman Turkish

Sıkıntı, dert, keder. Belâ, musibet

NEKEFE : Ottoman Turkish

(C.: Nüküf-Nükfân) Çene altında olan küçük bez

NEKEL : Ottoman Turkish

Kuvvetli kişi