Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
İ'CAZKÂRANE : Ottoman Turkish

f. Herkesi yarışmada âciz bırakacak yolda

İ'CAZNÜMA : Ottoman Turkish

Mu'cize gösterir derecede. Mu'cize derecesinde eser göstermek. Âciz bırakmayı göstermek

İ'DA' : Ottoman Turkish

Düşman etmek. * Sıçratmak. * Geri getirmek. * Muavenet etmek, yardım etmek

İ'DAD : Ottoman Turkish

Hazırlama. Yetiştirme. Geliştirme

İ'DADİYE : Ottoman Turkish

Hazırlığa ait. Hazırlığa mahsus. * Orta tahsili veren okullar. Vaktiyle rüşdiyeden sonra gidilip yüksek mekteblere girebilmek için lâzım gelen bilgileri öğreten okul. Sultaniyelerden aşağı olan mekteb

İ'DAL : Ottoman Turkish

Güç olmak, zor olmak

İ'DAM : Ottoman Turkish

Vücudu ortadan kaldırmak. Yok etmek. Öldürmek

İ'DAM-I NEFS : Ottoman Turkish

İntihar. Kendi kendini öldürmek

İ'FA' : Ottoman Turkish

Çoğaltmak. * Terketmek

İ'KAD : Ottoman Turkish

Düğümlemek. Bağlamak. Bend etmek

İ'KAR : Ottoman Turkish

Kadının dölyatağını sakatlama

İ'LA : Ottoman Turkish

(Ulüv. den) Yükseltmek. Bir şeyin yukarısına çıkmak. Yukarı kaldırmak. Şânını yüceltmek. Şöhretini artırmak

İ'LA-YI KELİMETULLAH : Ottoman Turkish

"Allah kelâmının, İslâmiyetin ulviyetini ve hakikatlarının kıymetini bildirmek ve yaymak. Hakaik-ı Kur'âniye ve imâniyenin neşir ve tâmimine cehd ile çalışmak.(Bu zamanda her bir mü'min i'lâ-yı Kelimetullah ile mükelleftir. H.)(Eskiden beri i'lâ-yı Kelimetullah ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm için farz-ı kifâye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan Alem-i İslâma fedaya vazifedâr ve hilâfete bayrakdar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi; Alem-i İslâmın saâdet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira şu musibet, mâye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını harikulâde ta'cil etti. R.N.)"

İ'LAF : Ottoman Turkish

(Alef. den) Hayvana yem verme

İ'LAK : Ottoman Turkish

(Alak. dan) Sülük yapıştırmak

İ'LAL : Ottoman Turkish

Harf-i illetlerin kolaylık için başka harfe değiştirilmesine denir. ( ) nin ( ) olduğu gibi

İ'LAM : Ottoman Turkish

Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak. * Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı

İ'LAMAT : Ottoman Turkish

(İ'lam. C.) Bir dâvânın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmî vesikalar

İ'LAMAT-I NİZAMİYE : Ottoman Turkish

Huk: Nizamiye mahkemelerinden çıkan ilâmlar

İ'LAMAT-I ŞER'İYE : Ottoman Turkish

Huk: Şer'iye mahkemelerinden nafaka, nikâh vs. ye dâir verilen i'lâmlar

İ'LAMAT-I ŞER'İYE MÜMEYYİZİ : Ottoman Turkish

"Şeyh-ül İslâm kapısındaki fetvahanenin üç kaleminden biri olan ""İlâmat Odası""nın başındaki memurun ünvanı idi. Kadılar tarafından verilen ilâmları tetkik vazifesiyle mükellef olduğu için, bu memuriyete, ulemadan tanınmış olanlar tâyin edilirdi. (O.T.D.S.)"

İ'LAN (İLÂN) : Ottoman Turkish

Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak. * Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme. * Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma

İ'LANAT : Ottoman Turkish

İlânlar

İ'LANEN : Ottoman Turkish

İlân ederek, ilân yoluyla

İ'LANNAME : Ottoman Turkish

f. İçinde ilân yazılı olan kâğıt. * Bir hususun herkese ilân edilmesi için hükümetçe hazırlanıp bastırılan resmi kâğıt