Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
CEHÛL : Ottoman Turkish

pek cahil

CEHÛLÂNE : Ottoman Turkish

Pek câhilcesine

CEHÛŞ : Ottoman Turkish

Oğlan, sabi

CEHŞ (CÜHÜŞ) : Ottoman Turkish

Medet edişmek. Başka kimseye sığınıp arkalanmak

CEL'AB : Ottoman Turkish

Medine yakınında bir dağ. * Gözü çok iyi görmek

CEL'ABE : Ottoman Turkish

Çok kuvvetli dişi deve

CEL'AD : Ottoman Turkish

Yoğun gövdeli şişman, kaba kimse

CELA'LA' : Ottoman Turkish

Kirpi

CELAB : Ottoman Turkish

f. Salkım küpe

CELABİB : Ottoman Turkish

(Cilbâb. C.) Kadının bütün vücudunu örten ve dıştan giyilip bol olan çarşaf nevi. Yaşmaklar. Baş ve yüz örtüleri, ferâceler. (Bak: Tesettür)

CELACİL : Ottoman Turkish

(Cülcül. C.) Küçük çanlar, ufak çıngıraklar

CELADET : Ottoman Turkish

Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet

CELAFET : Ottoman Turkish

Kabalık, yontulmamışlık

CELAH : Ottoman Turkish

Başın iki tarafından saçın dökülmesi. * Devenin ağaç yemesi

CELAHİZ : Ottoman Turkish

Kaba, ağır

CELAİL : Ottoman Turkish

(Celile. C.) Celiller, büyük olanlar, yüceler

CELAL : Ottoman Turkish

"(Celâlet) Nihâyet derecede büyüklük. Azamet. Hiddetlilik, hışım. * İlm-i Kelâm'da: Cenâb-ı Hakk'ın kahrının ve azametinin tecellisi, Cenâb-ı Hakk'ın nev'deki tecellisi. Cenâb-ı Hak, vahdaniyyetine delil olacak çok şeyler yarattığından veyâ ihâtadan âli ve celil olduğu veya hislerle idrâk edilmekten celil olduğundan Celâl denir.(Arkadaş! Cenâb-ı Hakk'ın sıfât-ı ezeliyye âleminde biri celâlî, diğeri cemâlî iki türlü tecellisi vardır. Celâl ile Cemâlin sıfât-ı ef'âl âleminde tecellisinden; lütuf ve kahr, hüsün ve heybet tezâhür eder. Ef'âl âlemine tecelli edince; tahliye $ ile tahliye $ (tezyin ile tenzih) doğar. Asar ve a'mal âleminden âlem-i âhirete intiba' edince; lütuf, cennet ve nur olarak; kahr da, cehennem ve nâr olarak tecelli eder. Sonra âlem-i zikre inikâs edince; biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır. Sonra âlem-i kelâmda tecelli edince, kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra âlem-i irşada intikal edince; irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzâra taksim eder. Sonra vicdana tecelli edince, recâ ve havf husule gelir. Sonra irşâdın iktizâsındandır ki, havf ile recâ arasındaki muvâzene devamla muhafaza edilsin ki, recâ ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin. Ne Allah'ın (C.C.) rahmetinden me'yus, ne de azabından emin olunsun. İ.İ.)"

CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH : Ottoman Turkish

"(Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defalar mağlub etmiştir. Kendisine pederinden şehzadelikten başka bir şey kalmadığı halde Harzem'de, Hind'de, Irak'ta, Azerbeycan'da dört devletin meydana gelmesine muvaffak oldu. Küçük küçük kuvvetlerle üç milyon askere sâhib Tatar devletine karşı yirmiden ziyade zafer kazandı. Moğol taarruzlarından birisinde bir dağa çekildiği sırada bir çapulcu taifesi tarafından sırtından hançerlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)(Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken vüzerâsı ve etbaı ona demişler: ""Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek."" O demiş: ""Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam, muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir."" İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. M.N.)"

CELALEDDİN-İ SÜYÛTÎ : Ottoman Turkish

(Hi:
911) Abdurrahman bin Ebu Bekir Muhammed adı ile de anılır. Hadis imamı ve müctehid bir zattır. Mısırlıdır. Süyût şehrinde doğdu. Mısır'da vefat etti. Zamanının büyük İslâm allâmelerindendir. Asıl adı: Ebû Bekir oğlu Abdurrahman'dır. Tefsir, fıkıh, hadis ilmine dair eserleri vardır. Celaleddin Muhammed bin Ahmed Mısrî'nin, İsrâ Sûresine kadar yaptığı (Hi: 864'de vefat edince yarıda bıraktığı) tefsiri tamamlamıştır ve Celaleyn Tefsiri denmiştir

CELALLİ : Ottoman Turkish

Çok çabuk kızan kimse

CELALÎ : Ottoman Turkish

Celal ismine dâir. İlâhi ve celale müteallik. Celal adlı kimselerle alâkalı olan. * Hicri XI. Asırdan önce Anadolu'da baş gösteren eşkiyaya verilen ad. * Sultan Celaleddin Melikşah tarafından hazırlanan ve Hicri 471 tarihinde başlayan bir güneş takvimi

CELAZE : Ottoman Turkish

Sazların perdeleri

CELB : Ottoman Turkish

Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek

CELB : Ottoman Turkish

kendine çekme, getirtme

CELB-İ KULÛB : Ottoman Turkish

Kalbleri çekme, kalbleri kazanma