Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
CİLBAB : Ottoman Turkish

Kadın feracesi. Çarşaf. (Bak: Celâbib, Tesettür)

CİLBEND : Ottoman Turkish

Büyük cüzdan. Evrak koymaya mahsus birçok gözlere ayrılmış cüzdan şeklinde çanta ki, koltuk altına alınır

CİLD : Ottoman Turkish

Deri. * Meşin. * Kitab kabı. * (Masdar olarak) Kitabın dikilip kap geçirilmesi. * Bir büyük kitabın bölündüğü kısımların her biri

CİLD : Ottoman Turkish

deri, ten

CİLD-GER : Ottoman Turkish

f. Ciltçi, mücellit

CİLDİYYE : Ottoman Turkish

Cilt hastalıkları bölümü

CİLEN BA'DE CİLİN : Ottoman Turkish

Devirden devire, asırdan asıra

CİLF : Ottoman Turkish

Boş küp.* Kırılmış, ufanmış köpek esfeli. Arı kovanı. * Kuru ekmek parçası. Kuru ekmek kenarı. * Yüzülüp karnı çıkmış ve başı ile ayağı kesilmiş koyun. * Her nesnenin parçası. * Hoyrat, kaba. Ayak takımından

CİLFE : Ottoman Turkish

Kalem yongası

CİLHABE : Ottoman Turkish

Büyük olan şey, kebîr

CİLL : Ottoman Turkish

"Ekin biçildikten sonra yerde kalan sap ki, ""anız"" derler."

CİLLE : Ottoman Turkish

Büyük, ulu nesne. Kebîr ve azîm

CİLLEVEZ : Ottoman Turkish

İnce kabuklu, uzunca fındık. * Köknar

CİLM(E) : Ottoman Turkish

Üzüm çubuğundan kestikleri değnek

CİLNAR : Ottoman Turkish

(Cüllenâr) Gülnar. Nar çiçeği

CİLSE : Ottoman Turkish

Bir çeşit vurmak

CİLT : Ottoman Turkish

(Bak: Cild)

CİLVAH : Ottoman Turkish

Geniş ve dolu olan deve

CİLVAZ : Ottoman Turkish

(C.: Celâvize) Kethudâ. Reis

CİLVE : Ottoman Turkish

Esmâ-i İlâhînin tecellisi. * Tecelli. * Güzellere yakışır duruş ve davranış. Dilberâne hareket. Naz ve edâ. Hoşa giden görünüş

CİLVE : Ottoman Turkish

görünme, belirme, naz

CİLVE-İ İRÂDE : Ottoman Turkish

İrâde ve kasdı gösteren tezahür ve tecelli. Cenab-ı Hakkın kendi bizzat isteği ve iradesiyle yaptığını gösteren oluş ve intizam, mükemmeliyet. (İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine özel bir münasebeti var ki: Bütün âzâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani: İrade-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekviniyeye ve o emirden vücud-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve lâtife-i Rabbaniye olan ruh onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hâcatlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. S.)

CİLVEGER : Ottoman Turkish

f. Cilve ve naz eden. Cilveli. * Tecelli eden

CİLVEGER : Ottoman Turkish

cilve eden

CİLVEGÂH : Ottoman Turkish

(Cilve-geh) f. Cilve edilecek yer, cilve yeri