Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
CÜZ-İ LÂYETECEZZÂ : Ottoman Turkish

Bir daha bölünmeyen en küçük parça. En küçük cisim parçası. Tecezzisi kabil olmayan. Atom. Yani parçalansa, maddîlikten çıkıp kanun-u İlâhî ile bir nevi kuvvete inkılâb eder

CÜZ-Ü FERD : Ottoman Turkish

Bir varlıktan veya bir vücuddan bir parça. * Atom. (Bak: Cüz-i lâyetecezzâ)

CÜZ-Ü TAMM : Ottoman Turkish

Bütün. Bir şeyin, temel vasıflarının tamamını toplayan parçası. Parçalandığı vakit ana vasfını ve asliyetini kaybeden şey

CÜZAE : Ottoman Turkish

Bıçak sapı

CÜZAF : Ottoman Turkish

Götürü pazar

CÜZAM : Ottoman Turkish

(Cüzzam) Hansel basilinin (mikrobunun) sebep olduğu bulaşıcı bir deri hastalığı

CÜZAME : Ottoman Turkish

Hasaddan sonra ekinden bâki kalan ekin

CÜZARE : Ottoman Turkish

Devenin etrafı (ayakları ve başı gibi.)

CÜZAZ : Ottoman Turkish

Kesilmiş ve parçalanmış olan şey

CÜZAZE : Ottoman Turkish

(C.: Cüzâzât) Pâre pâre etmek, ayırmak, kesmek. Ağaçtan yemiş düşürmek

CÜZBEND : Ottoman Turkish

Bir çeşit cüzzam hastalığı. * Ciltçi

CÜZEYR : Ottoman Turkish

Kök dalı, ince kök

CÜZEYRE : Ottoman Turkish

Küçük ada, adacık. Etrafı su ile çevrili küçük kara parçası

CÜZHAN : Ottoman Turkish

f. Kur'ân-ı Kerim cüzlerini okuyan kimse

CÜZİİHTİYAR : Ottoman Turkish

az bir seçme hürriyeti

CÜZİİRÂDE : Ottoman Turkish

insanın azıcık iradesi

CÜZİYYET : Ottoman Turkish

azlık, küçüklük

CÜZİYYÂT : Ottoman Turkish

cüziler

CÜZUR : Ottoman Turkish

(Cezr. C.) Kökler

CÜZVE : Ottoman Turkish

(Cezve-Cizve) (C: Cezey-Cizey) Kalın ağaç parçası. * Ateş közü

CÜZZAM : Ottoman Turkish

(Bak: Cüzam)

CÜZZET : Ottoman Turkish

Kaftan

CÜZÎ : Ottoman Turkish

pek az, ferdi

CÜŞA' : Ottoman Turkish

Çok yemekten dolayı genirmek

CÜŞEM : Ottoman Turkish

Deve göğsü