Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
HADES-İ ASGAR : Ottoman Turkish

Fık: Taharet-i suğra ile, yani yalnız abdest ile giden taharetsizlik hali. Bevletmek, kan gelmek sebebi ile hasıl olan hades gibi

HADES-İ EKBER : Ottoman Turkish

Fık: Taharet-i kübra ile, yani gusül abdesti ile giderilen taharetsizlik halidir

HADESAN : Ottoman Turkish

Şanssızlık, kısmetsizlik, talihsizlik. * Kaza

HADESAT : Ottoman Turkish

(Hades. C.) Hadesler. Pislikler. (Bak: Hades)

HADEYAN : Ottoman Turkish

Yelmek

HADF : Ottoman Turkish

Yürüme hızı

HADİ' : Ottoman Turkish

Hileci, aldatıcı. * Bozuk, fena

HADİC(E) : Ottoman Turkish

Vaktinden evvel doğan erkek veya kız çocuğu

HADİD : Ottoman Turkish

Demir, çelik. Sert, kavi olan. * Çabuk kavrayışlı, keskin, öfkeli, hiddetli, titiz. * Hudut ve sınır komşusu

HADİD SURESİ : Ottoman Turkish

Kur'an-ı Kerim'in
suresi

HADİD-ÜL BASAR : Ottoman Turkish

Gözü keskin

HADİD-ÜL MİZÂC : Ottoman Turkish

Öfkeli, çabuk kızan

HADİD-ÜN NAZAR : Ottoman Turkish

Görüşü keskin olan

HADİKA : Ottoman Turkish

ahçe

HADİM AĞASI : Ottoman Turkish

"Erkekliği yok edilmiş olan. Böyle kimselere ""Tavaşi"" de denilirdi. Bu gibiler, yabancı erkekler için mahrem sayılan harem dairesine girip çıktıkları ve muhafaza ile beraber harem hizmetini de gördükleri için kendilerine ""Hâdim Ağası"" adı verilirdi. (O.T.D.S.)"

HADİME : Ottoman Turkish

(Hâdim. den) Kadın hizmetçi

HADİN : Ottoman Turkish

Bir kuş cinsidir. (Hiç doymak bilmez, yediğini hemen hazmedip yine yemek ister, yüksek yerleri sever, değme yer üstüne konmaz, ağaç başlarına konup bütün yemişini yer, yemişleri kalmazsa başka yerlere gider.)

HADİR : Ottoman Turkish

Gevşek, tembel, uyuşuk

HADİÂNE : Ottoman Turkish

f. Hile ile, hile yaparak

HADL : Ottoman Turkish

Meyletmek, yönelmek

HADLEKA : Ottoman Turkish

şiddetle bakmak

HADM : Ottoman Turkish

Birşeyi ağzına koyup, bir lokmada çiğneyip yemek

HADMA' : Ottoman Turkish

Beyaz koyun

HADME : Ottoman Turkish

Ateş gürültüsü

HADR : Ottoman Turkish

Evmek, acele etmek. * Vücutta bir organın şişip yumrulaşması. * Men etmek, engel olmak. * Saçak bükmek