Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
HARÎRÎ : Ottoman Turkish

Makamât adlı eseri yazan ünlü edibin ünvanı

HARÎS : Ottoman Turkish

Bir şeye fazlası ile düşkün. Hırslı

HARÎS : Ottoman Turkish

aşırı hırslı

HARÎS-İ CÂH : Ottoman Turkish

Mevki, makam ve rütbe düşkünü

HARÎS-İ ŞÖHRET : Ottoman Turkish

şöhret ve nam düşkünü

HARÎSA (HÂRİSA) : Ottoman Turkish

Yağmuruyla yer yüzünü süpürüp gideren bulut. * Kan çıkmayan azıcık baş yarığı

HARÎSANE : Ottoman Turkish

f. Hırslıcasına. Çok haris olarak. Hırslılara mahsus bir tavırla

HARÎSET : Ottoman Turkish

(C.: Harâyis) Zayıf deve

HARÎSUN ALEYKÜM : Ottoman Turkish

Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir

HARÎZ : Ottoman Turkish

Mahfuz, hıfzolunmuş, saklanılmış

HARÎŞ : Ottoman Turkish

Bir cins yılan

HARIK : Ottoman Turkish

Yakan, yakıcı. Yanan, tutuşmuş. Ateş, od

HARIS : Ottoman Turkish

Hırslı olan, haris

HARISA : Ottoman Turkish

İnsanın başında veya yüzünde kan çıkmaksızın yalnız deri yırtılmış olarak peyda olan yara

HARŞ : Ottoman Turkish

Avlamak. * Kaşımak

HARŞA : Ottoman Turkish

Bir cins ot

HARŞEF : Ottoman Turkish

(C.: Harâşif) Kalkan balığı. * Balık pulu. * Enginar bitkisi

HARŞUF : Ottoman Turkish

Enginar bitkisi

HAS AHUR : Ottoman Turkish

Tar: Hükümdarın hayvanlarına mahsus ahır

HAS LAFIZLAR : Ottoman Turkish

Bir mânaya mahsus olan lafızdır. Hasan, Mehmed, insan, erkek lafızları gibi

HAS' : Ottoman Turkish

Reddetme. * Uzak olmak. Uzaklaştırmak

HAS'AM : Ottoman Turkish

Yemen diyarında bir kabilenin adı

HASA : Ottoman Turkish

Toprak saçmak

HASA' : Ottoman Turkish

Saman parçası. * Hurma kabı

HASAB : Ottoman Turkish

Odun