Turkish
KUSFEND : Ottoman Turkish
f. Koyun
KUSKUS (KUSKUSA) : Ottoman Turkish
(C: Kusâs) Kaba, kısa boylu erkek
KUSLUB : Ottoman Turkish
Kuvvetli, dayanıklı, sağlam
KUSRE : Ottoman Turkish
Yakın, karib
KUSS İBN-İ SAİDE : Ottoman Turkish
İslâmiyetten önce Arabistan'da yaşamış İyâd Kabilesinin ileri gelenlerinden, mühim hakikatlı bir şâirdir. Cârud gibi hakperesttir. Henüz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm genç iken Suk-ı Ukaz panayırındaki hitabeti ile meşhurdur. Hitabesinde bir Hak Peygamber geleceğini ve onun en güzel bir din üzere olacağını müjdelemiştir. (K. En. Sh. 61)
KUSSA : Ottoman Turkish
Alın saçı
KUSSABE : Ottoman Turkish
(C: Kısâb) Kamış boğumu. * Düdük
KUSSAS : Ottoman Turkish
Bir demir madeninin adı
KUST : Ottoman Turkish
Topalak dedikleri ot
KUSTAR (KISTÂR) : Ottoman Turkish
Kesedar. Sarraf. * Tüccar, tâcir. * Mizan, ölçü. * Bir şehre veya bir beldeye vâli olan kimse
KUSTAS : Ottoman Turkish
Büyük terazi
KUSU : Ottoman Turkish
Uzaklık, ırak olmaklık. * Son olmaklık
KUSUR : Ottoman Turkish
"Noksanlık. Eksiklik. Noksan ve âcizlik. İhmal. Tedbirsizlik. * Cem' olmalar. * Pahalanmak. *Eksilmek. * Şiddetli olan şeyin yavaşlayıp sâkin olması. * Bereketlenmek. * İmtina', âciz olmak. * Bir hesabın üstü. Artan kısım. * (Kasr. C.) Kasırlar. Saraylar. Köşkler.(Şeytanın mühim bir desisesi
İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksiratdan takdis etsin. Evet şeytanı dinliyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz te'vil ile te'vil ettirir. $ sırriyle, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan , $ dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir. Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstahak olur. L.)"
KUSUR-İ CİNAN : Ottoman Turkish
Cennet'teki köşkler
KUSURE : Ottoman Turkish
Acizlik, güçsüzlük
KUSUT : Ottoman Turkish
Haktan sapmakla cevr ve zulmetmek. * Birşeyi kısımlara ayırmak, tefrik etmek
KUSVA : Ottoman Turkish
Son derecede bulunan. * Son, nihayet. * Son sınır. Erişilecek olan en son nokta
KUSÛR : Ottoman Turkish
eksiklik, pürüz, özür, kabahat
KUSÛRİYET : Ottoman Turkish
kusurluluk
KUSÛRÂT : Ottoman Turkish
kusurlar
KUT : Ottoman Turkish
Yaşatacak gıda, rızık. * Kuvvetlendirmek
KUT : Ottoman Turkish
gıda, azık
KUT'A : Ottoman Turkish
Bir hurma cinsi
KUT-I LÂ-YEMUT : Ottoman Turkish
Ölmeyecek kadar olan rızık, yiyecek
KUT-I MESİH : Ottoman Turkish
Hurma. * Şarap
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani