Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
MUKABBİLÎN : Ottoman Turkish

(Mukabbil. C.) Öpenler, takbil edenler

MUKABBIZ : Ottoman Turkish

(Kabz. dan) Sıkan, daraltan

MUKABEDE : Ottoman Turkish

şiddet ve zahmet vermek

MUKABELE : Ottoman Turkish

Karşılık, karşılamak. * Mücadele. * Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. * Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.* Yüz yüze olmak. * Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak

MUKABELE : Ottoman Turkish

karşılık verme

MUKABELE-İ BİLHURUF : Ottoman Turkish

Söz ile konuşmak ve hakikatı müdafaa etmek suretiyle karşı çıkıp mukabele etmek. (Bak: Muaraza-i bilhuruf)

MUKABELE-İ BİLMİSİL : Ottoman Turkish

Karşılaştığı aynı muameleyi sahibine iade etmek, o kimseye aynı muameleyi yapmak. Mukabil hareketi karşısındakine icra etmek

MUKABELE-İ BİSSÜYUF : Ottoman Turkish

Silâha, kılınca sarılmak suretiyle karşı koymak

MUKABELETEN : Ottoman Turkish

karşılık vererek

MUKABİL : Ottoman Turkish

Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı

MUKABİL : Ottoman Turkish

karşılık

MUKAD : Ottoman Turkish

Ağır yüklü

MUKADDED : Ottoman Turkish

Parçalanmış

MUKADDEM : Ottoman Turkish

Zaman ve mekân cihetiyle daha evvel olan. * Askerin ön tarafına sevkedilen karakol. * Değerli, üstün. * Küçükten büyüğe sunulan, takdim edilen

MUKADDEM : Ottoman Turkish

önceki

MUKADDEM-ÜL AYN : Ottoman Turkish

Gözün kenarı. Gözün pınarı

MUKADDEMA : Ottoman Turkish

Önce. Evvelce. Eskiden. Bundan evvel

MUKADDEMAT : Ottoman Turkish

(Mukaddeme. C..) Başlangıçlar. Mebde'ler. İleride bulunanlar

MUKADDEME : Ottoman Turkish

İlk söz. Başlangıç. * Önde gelen. Medhal. Giriş. * Man: İki kaziyeden ibaret olan sözün evvelki kaziyesi

MUKADDEME : Ottoman Turkish

önsöz, başlangıç

MUKADDEME-İ İSTİSNAİYE : Ottoman Turkish

"Man: İçinde istisnâ edatı olan evvelki kaziye. ""Eğer güneş doğarsa gündüz olacak. Güneş doğmuştur."" kaziyelerinde: ""Eğer güneş doğarsa"" kaziyesi Mukaddeme-i istisnâiyedir."

MUKADDEMÂT : Ottoman Turkish

öncekiler, başlangıçlar

MUKADDEMÂT-I İHZARİYE : Ottoman Turkish

Bir şeyi hazırlamak için önceden yapılan işler

MUKADDER : Ottoman Turkish

"Tâyin olunmuş. * Kısmet. Kader. Miktarı tâyin ve takdir olunmuş olan. * Kazâ. * Kıymeti biçilmiş. * Beğenilmiş. * Yazılmış olan. * Edb: Yazılı olmayıp da sözün gelişinden anlaşılan. Lafzan zikredilmeyip, mânen murad edildiği anlaşılan. Meselâ: Kur'an-ı Kerim'de, her sureden evvel ""Bismillâh"" yazılı olması, bize her işimizde veya her okumaya başlarken Bismillâh diye emir olduğu ""mukadder"" dir. Meselâ: Kur'an-ı Kerim'de ( De ki:) mânasındaki Cenab-ı Hakk'ın hitabında: ""Ya Muhammed (A.S.M.), Sen kullarıma de ki!"" mânası, mukadder olarak vardır. Aynı zamanda Peygamber'in (A.S.M.) yolunda olanlara ve bütün vâris-i nebi olabilen büyük hakikatlı ve veli kullara aynı emir mukadderdir. Çünkü, emir olarak hitabdır. Hitab ise muhakkak bir muhataba söylenir. Vahiy hitabında birinci muhatab ise, Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. (Bak: Kader)"

MUKADDER : Ottoman Turkish

kader ile belirlenmiş