Turkish
RİVA' : Ottoman Turkish
(C.: Erviye) Deve üstünde yük bağlanılan ip
RİVAD : Ottoman Turkish
Talep etmek, istemek, arzulamak
RİVAK : Ottoman Turkish
(Bak: Revak)
RİVAYAT : Ottoman Turkish
(Rivâyet. C.) Rivayetler
RİVAYET : Ottoman Turkish
"Hikâye edilen hâdise veya söz. * Bir hâdisenin başkalarına anlatılması. * Peygamberimiz'den (A.S.M.) işittiklerini veya sahabeden duyduklarını birisinin başkasına anlatması. * Kuyudan halk için su çekmek.(Eğer denilse
Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın her hal ve hareketini kemal-i ihtimam ile Sahabeler muhafaza ederek nakletmişler. Böyle mu'cizat-ı azime, neden on-yirmi tarik ile geliyor? Yüz tarik ile gelmeli idi. Hem neden Hazret-i Enes, Câbir, Ebu Hüreyre'den çok geliyor; Hazret-i Ebu Bekir ve Ömer az rivayet ediyor?Elcevab: Nasılki insan, bir ilâca muhtaç olsa, bir tabibe gider; hendese için mühendise gider, mühendisten nakleder; mes'ele-i şer'iyye, müftüden haber alınır ve hâkezâ.. Öyle de, sahabe içinde, ehadis-i Nebeviyeyi, gelecek asırlara ders vermek için, ulemâ-i sahabeden bir kısım, ona mânen muvazzaf idiler. Bütün kuvvetleriyle ona çalışıyorlardı. Evet Hazret-i Ebu Hüreyre, bütün hayatını, hadisin hıfzına vermiş; Hazret-i Ömer, siyaset âlemiyle ve hilafet-i kübra ile meşgul imiş. Onun için, ehâdisi, ümmete ders vermek için, Ebu Hüreyre ve Enes ve Câbir gibi zatlara itimad edip; ondan, rivayeti az ederdi. Hem mâdem sıddık, saduk, sâdık ve musaddak bir sahabenin meşhur bir namdarı, bir tarik ile bir hâdiseyi haber verse; yeter denilir, başkasının nakline ihtiyaç da kalmaz. Onun için bâzı mühim hâdiseler, iki-üç tarik ile geliyor. M.)"
RİVAYET-İ SÂDIKA : Ottoman Turkish
Senet ve delillerle sâbit, şüphesiz, doğru rivâyet
RİVAYETKERDE : Ottoman Turkish
f. Söylenilen. Rivayet edilen
RİVÂYET : Ottoman Turkish
hikâye edilen, anlatılan, hadîs nakli
RİVÂYÂT : Ottoman Turkish
ivayetler
RİYA : Ottoman Turkish
Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket. (Bak: İhlâs)
RİYAD : Ottoman Turkish
Ot aramak
RİYAH : Ottoman Turkish
(Rih. C.) Rüzgârlar, yeller. * Letaif ve in'amlar. * Mc: Galebe, kuvvet, rahmet, devlet. * Mazarrat
RİYAKÂR : Ottoman Turkish
Riya eden. Adam kandırmak için yalan söyleyen. Sahte iş yapan. İki yüzlü
RİYAKÂRÂNE : Ottoman Turkish
f. İkiyüzlülükle. Riyakârlıkla
RİYASET : Ottoman Turkish
Reislik. Bir işi idarede başta bulunmak. Başkanlık
RİYASET : Ottoman Turkish
aşkanlık
RİYASETPENAH : Ottoman Turkish
f. Başkanlık makamında bulunan. Başkanlık eden, başkan olan. Reislik yapan
RİYAZ : Ottoman Turkish
(Ravza. C.) Bahçeler. Ağaçlık, çimenlik yerler. Yeşil bahçeler
RİYAZ-I CENNET : Ottoman Turkish
Cennet bahçeleri
RİYAZAT : Ottoman Turkish
(Riyazet. C.) Nefsi terbiye maksadıyla az gıda ile geçinmek, nefsini hevesattan men' ile faydalı fikir ve işle meşgul olmak
RİYAZET : Ottoman Turkish
Nefsi kırma. Fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak. * Bir hastalıktan dolayı veya nefsini terbiye maksadıyla çok yemek ve içmeyi terkederek faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmak. Az gıda ile yaşamak. * İdman
RİYAZET-İ BEDENİYE : Ottoman Turkish
Cimnastik. Bedenî riyazet
RİYAZİ : Ottoman Turkish
Hesap ve hendeseye dair. Matematiğe dair
RİYAZİYAT : Ottoman Turkish
Matematik ilmi, hesap-hendese ilmi. Aritmetik-geometri
RİYAZİYAT : Ottoman Turkish
matematik ilmi
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani