Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
SAÂDET-İ DÂREYN : Ottoman Turkish

İki cihan saadeti, dünya ve âhiret saadeti

SAÂDET-İ EBEDİYE : Ottoman Turkish

"Büyük ve ebedî saâdet. Âhiret saâdeti.(Saâdet-i ebediye iki kısımdır. Birinci ve en birinci kısmı: Allah'ın rızasına, lütfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkinci kısmı ise; saâdet-i cismaniyedir. Bunun esasları; mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esasın derecelerine göre saâdet-i cismaniye tebeddül eder. Ve bu kısım saâdeti ikmal ve itmam eden hulud ve devâmdır. Çünkü saâdet devam etmezse, zıddına inkılab eder.Cennet'te lezzetin devamı mes'elesi ise: Evet, lezzetin hakiki lezzet olması zeval görmeyip devam etmesindendir. Zira elemin zevali lezzet olduğu gibi, lezzetin zevali de elemdir; hatta zevalinin tasavvuru bile elemdir. Evet bütün mecazî âşıkların eninleri, bağırıp çağırmaları, bu kısım elemdendir. Ve bütün divanlarıyla yaptıkları ağlamalar, vaveylâlar hep mahbubların firak ve zevallerinin tasavvurundan neş'et eden elemdendir. Evet pek çok muvakkat lezzetler var ki, zevâlleri daimi elemleri intac ettiği gibi, çok elemlerin zevali de leziz lezzetlere bâis olur. Lezzet ve nimet ise, devam etmek şartiyle lezzet ve nimet sayılabilir. İ.İ.)(...Saâdet-i ebediyyeye muktazi vardır. Ve o saâdeti verecek Fâil-i Zülcelâl de muktedirdir. Hem harab-ı âlem, mevt-i dünya mümkündür. Hem vâki' olacaktır. Yeniden ihya-yı âlem ve haşir mümkündür hem vâki' olacaktır. S.)(Dikkat edilse şu kâinatın umumunda bir nizam-ı ekmel, bir intizam-ı kasdî vardır. Her cihette reşahat-ı ihtiyar ve lemaat-ı kasd görünür. Hattâ her şeyde bir nur-u kasd, her şe'nde bir ziya-yı irade, her harekette bir lem'a-yı ihtiyar, her terkibde bir şule-i hikmet, semeratının şehadetiyle nazar-ı dikkate çarpıyor. İşte eğer saâdet-i ebediyye olmazsa, şu esaslı nizam, bir suret-i zaife-i vâhiyeden ibaret kalır. Yalancı, esassız bir nizam olur. Nizam ve intizamın ruhu olan mâneviyat ve revabıt ve niseb, heba olup gider. Demek nizamı nizam eden, saâdet-i ebediyedir. Öyle ise, nizam-ı âlem saâdet-i ebediyeye işaret ediyor... S.)"

SAÂDET-İ UZMA : Ottoman Turkish

Büyük saâdet. Âhiret saâdeti, saâdet-i ebediye

SAÂDET-MEND : Ottoman Turkish

f. Bahtiyar, mutlu. Saâdet bulmuş olan

SAÂDET-MENDÎ : Ottoman Turkish

f. Mutluluk, bahtiyarlık

SAÂDET-MEÂB : Ottoman Turkish

f. Saâdet sâhibi. Saâdet bulan

SAÂDET-RESAN : Ottoman Turkish

f. Saâdete ulaştıran. Saâdet bulan

SAÂDET-SARAY : Ottoman Turkish

Saâdetli saray

SAÂDET-SARAY-I EBEDİYYE : Ottoman Turkish

Ebediyyetin saâdetli sarayı. (Cennet kastediliyor)

SAÂDET-SARAY-I İSTİKBAL : Ottoman Turkish

İstikbalin saâdetli sarayı

SAÂDET-SARAY-I MEDENİYET : Ottoman Turkish

Hakikî ve İslâmî bir medeniyet vasıtasıyla olan bir hayat saâdeti

SAÂDET-ÂVER : Ottoman Turkish

Saâdet verici

SAÂDETFEŞÂN : Ottoman Turkish

mutluluk saçan

SAÂDETGÂH : Ottoman Turkish

mutluluk yeri

SAÂDETKÂRÂNE : Ottoman Turkish

mutlu olarak

SAÂDETRESÂN : Ottoman Turkish

mutluluğa götüren

SAÂDETÂVER : Ottoman Turkish

mutluluk verici

SAÂDÂT : Ottoman Turkish

saadetler, mutluluklar

SAÎD : Ottoman Turkish

saadetli

SAÎD NURSÎ : Ottoman Turkish

zamanımızın en büyük âlim ve mütefekkiri, asrın müceddidi, Nur Risalelerinin yazarı

SAĞİR : Ottoman Turkish

küçük, ufak

SAĞNAK : Ottoman Turkish

Birdenbire ve çok fazla yağıp geçen yağmur

SE : Ottoman Turkish

f. Üç

SE'B : Ottoman Turkish

Tuluk. * Genişletmek. * Boğmak

SE'BÜL : Ottoman Turkish

(C.: Sevâbil) Aş havucu. * Pirinç, buğday, nohut, mercimek