Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
SEKRAN : Ottoman Turkish

Sarhoş, mest olan adam

SEKRE : Ottoman Turkish

Sarhoşluk. * Şaşkınlık. * Şiddet

SEKSEKE : Ottoman Turkish

Hamakat, ahmaklık

SEKTE : Ottoman Turkish

Durma, kısılma. * Kanın birdenbire durması. * Bir işin görülmesinde kesiklik, durgunluk hâsıl olmak. * Tecvidde: Kıraat esnasında nefes almadan sesi kesmeğe denir

SEKTE : Ottoman Turkish

durma, kesiklik

SEKTE-İ KALB : Ottoman Turkish

Kalbin durması. Kalbin sekteye uğraması

SEKTEDÂR : Ottoman Turkish

Susan, sesini kesen. * Zarara uğramış olan. * Aheng ve düzeni bozulmuş

SEKUB : Ottoman Turkish

(Sekabe) Ateşin alevlenmesi. * Yıldızın parlaması. * Işıklı, ışık veren. * Parlamak

SEKUN : Ottoman Turkish

Yemen vilâyetinde bir kabile adı

SEKÎNE : Ottoman Turkish

sakinlik, okuyana sakinlik veren önemli bir dua

SEKÎNET : Ottoman Turkish

sakinlik, gönül huzuru, kalbin rahat olması

SEL' : Ottoman Turkish

Baş yarmak

SEL'A : Ottoman Turkish

Hıyarcık hastalığı. * Yarmak

SEL'AF : Ottoman Turkish

Yutmak

SELA : Ottoman Turkish

(C.: Eslâ) Çocuğun ana karnında iken içinde bulunduğu ince deri

SELA' : Ottoman Turkish

Pişirmek. * Eritmek

SELACİKA : Ottoman Turkish

(Selçuk. C.) Selçuklular

SELAH : Ottoman Turkish

(C.: Selhân) Keklik yavrusu

SELAHİF : Ottoman Turkish

(Sulahfât. C.) Kaplumbağalar

SELAHİYET : Ottoman Turkish

(Bak: Salâhiyet)

SELAİK : Ottoman Turkish

(Selika. C.) Güzel söz söyleme ve yazma kabiliyetleri

SELAK : Ottoman Turkish

(C.: Selekân) Yüksek, düz yer. Deve yanırının onulmuş ve yeri ağarmış olan izi. * Çuval kulpunun birisini birisine koymak

SELALE : Ottoman Turkish

Çanak içinde yalanan nesne

SELALİM : Ottoman Turkish

(Süllem. C.) Merdivenler

SELAM : Ottoman Turkish

"Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma. * Allah'ın (C.C.) rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı dua. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzerinde olan yerde yürüyene; yüksekteki aşağıdakine ""Selâmün aleyküm"" der. Selâmı alan ""Ve Aleykümüsselâm ve Rahmetullâhi ve Berekâtühu"" diyerek cevap verir. Evvelâ selâm veren daha çok sevap kazanır. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. İki cemaat birbiri ile karşılaşırsa; onlardan birisinin selâm vermesi sünnet-i kifaye, selâm alacak taraftan birisinin selâm alması farz-ı kifayedir."