Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
TERCEMAN : Ottoman Turkish

tercüme eden

TERCEME : Ottoman Turkish

"(Tercüme) Bir sözü bir dilden başka dile çevirmek. Bir lügatı, diğer bilinen lügata çevirerek anlatmak.(""Elhamdülillah"" bir Cümle-i Kur'aniyyedir. Bunun en kısa mânası, ilm-i Nahiv ve Beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur: $Yâni: ""Ne kadar hamd ve medh varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hasdır ve lâyıktır O zât-ı Vâcib-ül-Vücuda ki, ALLAH denilir. "" İşte, ""Ne kadar hamd varsa"", ""El-i istigrak"" tan çıkıyor. ""Her kimden gelse"" kaydı ise, ""Hamd"" masdar olup, fâili terkedildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder. Hem mef'ulün terkinde, yine makam-ı hitabide külliyet ve umumiyeti ifade ettiği için, ""Her kime karşı olsa"" kaydını ifade ediyor. ""Ezelden ebede kadar"" kaydı ise; fi'lî cümlesinden ismî cümlesine intikal kaidesi, sebat ve devama delâlet ettiği için, o mânayı ifade ediyor. ""Has ve müstehak"" mânasını ""Lillâh"" daki ""Lâm-ı cer"" ifade ediyor. Çünkü: o ""Lâm"", ihtisas ve istihkak içindir. ""Zat-ı Vacib-ül Vücud"" kaydı ise; vücub-u vücud, Uluhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zat-ı Zülcelâle karşı bir ünvan-ı mülâhaza olduğundan, ""Lafzullah"" sair esmâ ve sıfâta câmiiyeti ve ism-i Azam olduğu itibariyle, delâlet-i iltizamiye ile delâlet ettiği gibi; Vâcib-ül Vücud ünvanına dahi, o delâlet-i iltizamiye ile delâlet ediyor.İşte, ""Elhamdülillah"" cümlesinin en kısa ve Ulemâ-yı Arabiyyece müttefekun-aleyh bir mânâ-yı zâhirîsi şöyle olursa, başka bir lisana o icaz ve kuvvetle nasıl tercüme edilebilir? M.)(Ehl-i ilhada kapılan ulemâ-üs-su', milleti aldatmak için diyorlar ki: İmam-ı A'zam, sâir imamlara muhalif olarak demiş ki: ""İhtiyaç olsa, diyar-ı baidede, Arabî hiç bilmeyenlere, ihtiyaç derecesine göre; Fâtiha yerine Fârisî tercümesi cevazı var. ""Öyle ise, biz de muhtacız, Türkçe okuyabiliriz?..""Elcevab: İmam-ı A'zam'ın bu fetvasına karşı, başta a'zamî imamların en mühimleri ve sair oniki eimme-i müçtehidîn, o fetvanın aksine fetva veriyorlar. Âlem-i İslâm'ın cadde-i kübrâsı, o umum eimmenin caddesidir; mu'zam-ı Ümmet, cadde-i kübrâda gidebilir. Başka hususi ve dar caddeye sevkedenler, idlâl ediyorlar. İmam-ı A'zam'ın fetvası, beş cihette hususidir:Birincisi: Merkez-i İslâmiyetten uzak diyar-ı âherde bulunanlara aittir.İkincisi: İhtiyac-ı hakikiye binaendir.Üçüncüsü: Bir rivayette, lisan-ı ehl-i Cennet'ten sayılan Fârisî lisaniyle tercümeye mahsustur.Dördüncüsü: Fâtiha'ya mahsus olarak cevaz verilmiş, tâ Fâtiha'yı bilmeyen namazı terketmesin.Beşincisi: Kuvvet-i imandan gelen bir hamiyet-i İslâmiye ile, maâni-i mukaddesenin, avâmın tefehhümüne medâr olmak için cevaz gösterilmiş. Halbuki, za'f-ı imandan gelen ve menfi fikr-i milliyetten çıkan ve lisan-i Arabîye karşı nefret ve zaaf-ı imândan tevellüd eden meyl-i tahrip sâikasıyla tercüme edip Arabî aslını terketmek, dini terk ettirmektir! M.)(Terceme: Bir kelâmın mânasını diğer bir lisanda dengi bir tâbir ile aynen ifade etmektir. Terceme aslın mânasına tamamen mutabık olmak için sarahatte delâlette, icmalde tafsilde, umumda hususda, ıtlakta takyidde, kuvvette isabette, hüsn-i edada, üslub-u beyanda, hâsılı ilimde, san'atta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir terceme değil, eksik bir anlatış olmuş olur. Halbuki muhtelif lisanlar beyninde hutut-i müştereke ne kadar çok olursa olsun, herbirini diğerinden ayıran birçok hususiyetler de vardır.Onun için lisanî hususiyeti olmayıp sırf akl u mantıka hitab eden kuru ve fennî eserlerin kabiliyet-i ilmiyesi terakki etmiş olan lisanlara hakkıyla tercemesi kabil olduğunda söz yoksa da hem akla, hem kalbe yahut yalnız zevk ü hissiyata hitab eden ve lisan nokta-i nazarından edebi kıymeti ve zevk-i san'atı haiz bulunan canlı ve bediî eserlerin tercemelerinde muvaffakiyet görüldüğü nadirdir. (Elmalılı Tefsiri)"

TERCEME : Ottoman Turkish

tercüme, çevirme

TERCEME-İ HÂL : Ottoman Turkish

Hal ve hayatını anlatma. Biyografi

TERCİ' : Ottoman Turkish

(Rücu'. dan) Geri döndürme, geri çevirme. * Sesini yükseltmek

TERCİ'-İ BEND : Ottoman Turkish

"f. Gazel şeklinde aynı vezinde yazılı manzumelerin ""vâsıta"" denilen bir beyti ile birbirine bağlanmış şekli. Vâsıta beyti tekerrür ederse terci-i bend; tebeddül ederse (değişirse) terkib-i bend olur. Bendlerin her birisine, terci-i bendlerde ""terci'hâne""; terkib-i bendlerde ""terkibhâne"" denir. (Edb. L.)"

TERCİB : Ottoman Turkish

(C.: Tercibât) Ululama, tazim. * Meyvesi çok olan ağacın dalları altına destek koyma

TERCİH : Ottoman Turkish

Üstün tutmak. Bir şeyi diğerinden fazla beğenmek, fazla itibar etmek

TERCİH : Ottoman Turkish

üstün tutma, seçme

TERCİH BİLÂ MÜRECCİH : Ottoman Turkish

Hiç bir üstünlük sebebi yok iken birbirine eşit iki şeyden birisini diğerine üstün tutmak

TERCİHAN : Ottoman Turkish

üstün tutarak, seçerek

TERCİHAT : Ottoman Turkish

tercihler, seçmeler

TERCİHÂT : Ottoman Turkish

(Tercih. C.) Üstün tutmalar, tercihler

TERCİL : Ottoman Turkish

Arıtmak. * Saçını tarayıp düzeltmek

TERCİM : Ottoman Turkish

(Recm. den) Taşlama. Taşlayarak öldürme. Recmetme

TERCİYE : Ottoman Turkish

Ümitli olma, umma

TERCİÂT : Ottoman Turkish

(Terci'. C.) Döndürmeler, geri çevirmeler

TERCÜMAN : Ottoman Turkish

tercüme eden

TERCÜME : Ottoman Turkish

ir sözü bir dilden başka dile çevirme

TERDAD : Ottoman Turkish

Tekrar

TERDEST : Ottoman Turkish

(C.: Terdestân) f. Eli işe yatkın, usta, mâhir

TERDESTÎ : Ottoman Turkish

f. Ustalık, el yatkınlığı, mahâret

TERDİD : Ottoman Turkish

Geri çevirmek, geriletmek. * Edb: Karşısındakini merakta bırakacak ve neticeyi sezdirmeyecek şekilde söz etmek. * İki ihtimâlle fikir anlatmak. Muhatabın beklemediği bir surette sözü bitirerek söze kuvvet vermek

TERDİF : Ottoman Turkish

(C.: Terdifât) (Redf. den) Peşinden ardı sıra yürütme

TERDİFEN : Ottoman Turkish

Arkasından yürüterek. Katarak