Turkish
TİMAR : Ottoman Turkish
f. Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet. * Sipâhiye verilen öşrü alınacak arazi. (Bak: Zeâmet)
TİMAR-HÂNE : Ottoman Turkish
f. Akıl hastahanesi, tımarhâne
TİMLAK : Ottoman Turkish
Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek. * Tereddüt etmek, karar verememek
TİMRAD : Ottoman Turkish
(C.: Temârid). Güvercin yuvası
TİMSAL : Ottoman Turkish
Resim, suret, sembol, nümune. Tasvir. Bir şeyi başka bir şeye benzetmek. Heykel.(Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman vesâire gibi, tecelli-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünkü asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nurânilerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir. Binaenaleyh Cenab-ı Hak, şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı. Çünkü o timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu. Hararetiyle hayat bulurdu, ziyasiyle şuurlu olurdu. Renkleri ile de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) kendisine okunan bütün salâvat-ı şerifeye bir anda vâkıf olur. M.N.)
TİMSÂL : Ottoman Turkish
sembol, model
TİMTAM : Ottoman Turkish
"Dilini ""te"" harfine alıştırmış olan kimse."
TİMŞEK : Ottoman Turkish
İç mest üstüne vurulan parça, yapılan yama
TİNAE : Ottoman Turkish
Mukimlik, ikamet etmeklik. Ayakta durmak
TİNAVE : Ottoman Turkish
Müzakereyi terketmek. Görüşmeyi bırakmak
TİNBAL : Ottoman Turkish
Kısa, bodur kimse
TİNNÎN : Ottoman Turkish
Büyük yılan, ejder, ejderha. * Koz: Gökte yedi burc boyunca uzanan hafif beyazlık. * Ejderha burcu. Semânın şimal yarım küresinde Küçük Ayı burcunu etrafından saran, kıvrılıp bir yıldız dörtgeni ile nihayet bulan bir burç
TİNNÎN : Ottoman Turkish
üyük yılan
TİNNÎN-İ FELEK : Ottoman Turkish
Saman yolu, hacılar yolu. Gökteki husuf ve küsuf mevkileri olan iki düğüm
TİNNÎNEYN : Ottoman Turkish
"İki yılan. Mc: İki yılana benzetilen güneş ve ayın medârının farazî kavisleri.(Derecât-ı şemsiye medarı olan ""mıntıkat-ül büruc"" tabir ettikleri daire-yi azime, menazil-i Kameriyenin medarı bulunan mâil-i Kamer dairesi, birbiri üstüne geçmekle o iki daire, her birisi iki kavis şeklini vermiş. O iki kavise Felekiyyun uleması lâtif bir teşbih ile büyük iki yılan nâmı olan tinnîneyn namını vermişler. L.)"
TİNNÎNEYN : Ottoman Turkish
iki büyük yılan
TİNNÜ : Ottoman Turkish
Beraberlik, eşitlik
TİP : Ottoman Turkish
t. Benzerlerinin ana vasıfları kendinde görülen ideal örnek, misal
TİP : Ottoman Turkish
örnek, nümune
TİPİK : Ottoman Turkish
t. Nümune, örnek olarak. Benzer
TİR : Ottoman Turkish
f. Ok
TİR'ABE : Ottoman Turkish
Deve hörgücü
TİRAMOLA : Ottoman Turkish
İtl. Halat çekme
TİRASE : Ottoman Turkish
(Türs. C.) Ask: Kalkanlar
TİRAŞ : Ottoman Turkish
f. Tıraş. * Üst taraftan yontarak düzelten. * Üst taraftan düz olarak yontma
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani