Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
ÂLET-İ LEHV : Ottoman Turkish

Oyun âleti. Oyuncak. Çalgı âleti

ÂLET-İ MUSAVVİT : Ottoman Turkish

Sesi nakletmeye yarıyan alet. Mikrofon

ÂLİ : Ottoman Turkish

Büyük, yüksek, şerif, celil, aziz olan

ÂLİ BAHT : Ottoman Turkish

f. Talihli, şanslı, bahtlı

ÂLİ-CENAB : Ottoman Turkish

f. İyilik sahibi, yüksek ahlâklı. Cömerd. Büyük zat

ÂLİ-D-DERECAT : Ottoman Turkish

Derecelerin âlisi, iyi ve şereflisi.ALİF
Yem torbası

ÂLİ-FITRAT : Ottoman Turkish

Yüksek fıtratta olan

ÂLİ-HİMMET : Ottoman Turkish

Himmeti yüksek. Gayreti çok

ÂLİ-KADR : Ottoman Turkish

Çok takdir edilen. Yüksek değer sahibi. Kadr ü kıymeti yüksek. * Meşhur bir çeşit lale

ÂLİ-MAKAM : Ottoman Turkish

Makamı yüksek, yeri yüksek

ÂLİC : Ottoman Turkish

İki hörgüçlü büyük deve. Yumuşak nesne. * Kırda bir kumlu yer.* Alcân dedikleri otu yiyen deve

ÂLİCAH : Ottoman Turkish

(Ali-câh) f. Mevkii yüksek. Yüce mevkide bulunan

ÂLİH : Ottoman Turkish

"(C.: Alihât) Mabud; tapınılan, ibadet edilen şey."

ÂLİHE : Ottoman Turkish

(İlah. C.) Bâtıl ilâhlar. (Bak: İlâhe)

ÂLİM : Ottoman Turkish

"Bilen, bilgili. * Çok şey bilen. * Çok okumuş, bilgiç. * İlim ile uğraşan. Hoca.(Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir. M.)"

ÂLİM-ÜL-GAYB VE-Ş-ŞEHÂDE : Ottoman Turkish

Görüleni ve görülmeyeni bilen. Allah

ÂLİMAN : Ottoman Turkish

f. (Alim. C.) Alimler

ÂLİMÂNE : Ottoman Turkish

f. Alimlere yakışır surette. Bilenlere yakışır şekilde

ÂLİYE : Ottoman Turkish

Yüksek, yüce. Şerif ve aziz olan. * Necid ve Hicaz ülkesi. * (C.: Avali) Süngü başı

ÂLİYYE : Ottoman Turkish

Âlete mensup. Âletle alâkalı. * (C.: Alâyâ) Yemin etmek

ÂLÂM U ASKAM : Ottoman Turkish

Kederler ve hastalıklar

ÂLÂT : Ottoman Turkish

(Âlet. C.) Vasıtalar. Âletler

ÂLÂT-I BASARİYE : Ottoman Turkish

Gözle alâkalı gözlük, dürbün gibi optik âletler

ÂLÂT-I CÂRİHA : Ottoman Turkish

Yaralayıcı âletler

ÂLÂT-I HARBİYE : Ottoman Turkish

Harb âletleri, silâhlar