Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
İKVAL : Ottoman Turkish

Bir kimsenin, söylemediği halde bir sözü söyledi diye iddia etme

İKZA : Ottoman Turkish

Azarlama, sövme, hakaret etme

İKÂ' : Ottoman Turkish

Dayanma, istinad etme. * Dayanacak bir şey verme

İKŞİ'RAR : Ottoman Turkish

Ürperme. Ürkmeden dolayı tüylerin diken diken kalkması ve derinin iğne iğne kabarması

İL'AB : Ottoman Turkish

Oynatma, oynatılma

İLA : Ottoman Turkish

Son, nihâyet, dek, değin,...ye,...ye kadar (mânâlarına gelir, harf-i cerdir.)

İLA' : Ottoman Turkish

Çok istekli ve tâlib kılma, haris etme

İLA-NİHAYE : Ottoman Turkish

Sona kadar, nihayete kadar. Böylece devam eder

İLA-YEVM-İL KIYAME : Ottoman Turkish

Kıyamete kadar

İLAC : Ottoman Turkish

İçeri sokma, idhal etme, girdirme

İLAC NÂ-PEZİR : Ottoman Turkish

f. Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. * İmkânsız, çaresiz

İLAC-PEZİR : Ottoman Turkish

f. Çaresi bulunabilen. * Tedavi edilebilen, ilâç kabul eden

İLAD : Ottoman Turkish

(Veladet. den) Doğurma, tevlid etme. * Doğurtma

İLAF : Ottoman Turkish

Ülfet etmek. Alıştırmak. Ülfet ettirmek. * Bir adedi bine çıkarmak

İLAH : Ottoman Turkish

"Kendine ibadet edilen, Allah (C.C.) Her şeyden çok sevilen, tâzim ve tesbih edilen Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri.(Eğer her şey Cenab-ı Hakk'a isnad edilmezse, bir an-ı vâhidde, gayr-ı mütenahî ilahların isbatı lâzım gelir; ve bütün zerrat-ı kâinattan daha çok olan şu ilahların herbirisi, bütün ilahlara hem zıd hem misil olması lâzım geliyor. Ve aynı zamanda, herbirisi, bütün kâinata elini uzatmış tasarrufatta bulunuyor gibi bir vaziyet alması lâzım gelir. Meselâ: Bal arısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü bütün kâinata câri ve nâfiz olması lâzımdır. Zira o bal arısı, kâinatın unsurlarına nümunedir; eczasını kâinattan alıyor. Halbuki, vücud sahasında mahal ve makam, yalnız ve yalnız Vacib-ül Ehad'a mahsustur. Eğer eşya kendi nefislerine isnad edilirse, herbir zerreye bir uluhiyet lâzımdır. Meselâ: Ayasofya'nın bânisi inkâr edildiği takdirde, herbir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor. Öyle ise, kâinatın Sânia olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır. M.N.)"

İLAHE : Ottoman Turkish

Müşriklerin kadın heykeli şeklindeki putları. Bâtıl mâbud

İLAHİYAT : Ottoman Turkish

Hikmet ilminin dinden ve sadece Cenab-ı Hak'tan bahseden kısmı. Filozoflarca fikir olarak ileri sürülen dine dâir nazariyeler, düşünceler

İLAHİYYUN : Ottoman Turkish

İlâhiyatçılar. * Fls: Sadece Allah'ın varlığından bahseden filozoflar. Sadece akıllarına güvenerek Cenab-ı Hak'tan bahseden bir kısım filozoflar. (Bak: Feylesof)

İLAHÎ : Ottoman Turkish

Cenâb-ı Hak ile alâkalı, Allah'a dâir. Cenab-ı Hakk'a aid ve müteallik. * Ey Allahım, ey İlâhım! (meâlinde duâ içinde söylenir). * Edb: Tasavvufî şairler tarafından dinî ve İlâhî fikirleri havi olmak üzere yazılmış olan ve makamla okunan şiirler

İLALLAH-İL MÜŞTEKA : Ottoman Turkish

Şikâyet Allah'adır. Allaha şikâyet edilir

İLAM : Ottoman Turkish

Elem vermek. Rencide etmek. * Düğün yemeği

İLANE : Ottoman Turkish

Yumuşatmak

İLAS : Ottoman Turkish

Kinâyeli ve iğneleyici sözler söyleme

İLAVAT : Ottoman Turkish

(İlâve. C.) İlâveler, ekler, katmalar

İLAVE : Ottoman Turkish

(C.: İlâvât) Katma, ek yapma, arttırma, zam. * Bir kitabın sonuna gerek yazarı ve gerek başkası tarafından sonradan eklenen kısım. Zeyil. * Bir gazetenin çıkardığı sayıdan başka ona ek olarak ve ayrıca çıkardığı sayı. * İmzadan sonra mektubun altına yazılan şey