Turkish
AKA : Ottoman Turkish
"İran Türkleri ""ağa"" yerine kullanırlar."
AKAB : Ottoman Turkish
Topuk. Ökçe. * Bir şeyin hemen arkası. * Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan
AKAB-GİR : Ottoman Turkish
f. Peşe düşen, kovalıyan
AKAB-REV : Ottoman Turkish
f. Arkadan gelen. Peşe düşmüş, arkaya takılmış
AKABE : Ottoman Turkish
(C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi
AKABE BİATI : Ottoman Turkish
Nübüvvetin
senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz. Peygamber'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi
AKABİNDE : Ottoman Turkish
Arkasından, hemen arkadan. Hemen ardından
AKADEMİ : Ottoman Turkish
yun. Yüksek mekteb. * Âlimler, edebiyatçılar heyeti. * Eflatun'un vaktiyle talebesine ders verdiği yer. * Çıplak modelden yapılan insan resmi. * Belli bir ilmin gelişme ve ilerlemesini te'min maksadı ile müşterek tetebbularda veya serbest tedrisatta bulunan salâhiyetli kimseler topluluğu. (Huk. L.)
AKAİD : Ottoman Turkish
(Akide. C.) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir. İ.İ)
AKAİD : Ottoman Turkish
akideler, inanılan hakikatlar
AKAİD-İ DİNİYE : Ottoman Turkish
"Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.)"
AKAİDÎ : Ottoman Turkish
îmanla ilgili
AKAK : Ottoman Turkish
Sıcak çok olmak
AKAKİR : Ottoman Turkish
(Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler
AKALA : Ottoman Turkish
Bir çeşit pamuk
AKALİD : Ottoman Turkish
Yoğurt
AKALİM : Ottoman Turkish
(Ekalim) (İklim. C.) İklimler. * Dünyanın kıt'a ve memleketleri
AKALİT : Ottoman Turkish
Yoğurt
AKALL : Ottoman Turkish
(Ekall) Daha az. En az
AKALL-İ KALİL : Ottoman Turkish
En az. Azın azı
AKALLİYET : Ottoman Turkish
(Ekalliyet) Azlık. Azınlık. * Bir ülkede hâkim unsurların haricinde olan ve ekseriyet teşkil edemiyen insanlar
AKAM : Ottoman Turkish
Çocuksuz, çocuğu olmayan, kısır. * Tedavisi kabil olmayan hastalık
AKAMET : Ottoman Turkish
Neticesizlik. Kısırlık, sonu alınmama
AKAN : Ottoman Turkish
Deve ayağını bağladıkları ip
AKANYILDIZ : Ottoman Turkish
Daha ziyade yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani