Turkish
ALÂKÜLLİHÂL : Ottoman Turkish
her durumda, eninde sonunda
ALÂM-I ELİME : Ottoman Turkish
Çok acı ve acıklı elemler
ALÂM-I GURBET : Ottoman Turkish
Vatandan ayrı kalma elemleri, gurbet acıları
ALÂMAT : Ottoman Turkish
(Alâmet. C.) İzler, nişanlar, alâmetler, işâretler
ALÂMET : Ottoman Turkish
İz, nişân, işâret
ALÂMET : Ottoman Turkish
ellik, belirti
ALÂMET-İ FÂRİKA : Ottoman Turkish
Ayırıcı işaret. Damga
ALÂMET-İ GURUR : Ottoman Turkish
Gurur ve kibiri belli eden alâmet
ALÂNİYETEN : Ottoman Turkish
Herkesin önünde, açıkça, alânen
ALÂNÎ : Ottoman Turkish
Açıkta, meydanda, herkesin gözü önünde
ALÇI : Ottoman Turkish
Sağlam harç yapmada kullanılan beyaz toz, cibs
ALÎK : Ottoman Turkish
Hayvana bir defada verilen yem. * Asılan torba
ALÎK-ÜD-DEVÂB : Ottoman Turkish
Yem torbası
ALÎL : Ottoman Turkish
"Hasta. İlletli.(Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur'andır. M.)"
ALÎL : Ottoman Turkish
hasta, sakat
ALÎLEM : Ottoman Turkish
hastayım
ALÎM : Ottoman Turkish
sonsuz bilgi sahibi Allah
ALÎM-ALLAH : Ottoman Turkish
Allah en iyi ve en çok bilendir (meâlinde.)
ALÎN : Ottoman Turkish
Aleni, açık
ALÎZ : Ottoman Turkish
cılız
ALÜFTE : Ottoman Turkish
f. Muhabbet ve sevgiden deli gibi. * Alışık, nâmus perdesi yırtık, iffetsiz kadın. Fâhişe
ALÜFTE-GÂN : Ottoman Turkish
f. (Alüfte. C.) Nâmus perdesi yırtık kadınlar. Fâhişeler
ALÜGDE : Ottoman Turkish
f. Saldırıcı, şiddetle saldıran
ALÜVYON : Ottoman Turkish
Nehirlerin sürükleyerek taşıdığı toprak
AMA' : Ottoman Turkish
Dağbaşlarında olan duman
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani