Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
AYC : Ottoman Turkish

Razı olmamak. * Tasdik edip inanmamak. * Menfaatlenmemek, faydalanmamak

AYDAN : Ottoman Turkish

(Uvd. C.) Uzun hurma ağaçları

AYDANE : Ottoman Turkish

Uzun hurma ağacı

AYDE : Ottoman Turkish

Yaramaz huylu

AYDIN : Ottoman Turkish

"Aydınlık. * Açık, âşikâr, açıkça görünen. * Mübârek, mesut. Bilgili, okumuş, görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de ""aydın"" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş, yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış, kalbi maddeci felsefe ile kararmış insana aydın demek yanlıştır. Böylelerine ""zulmetli münevver"" yani kalbi ve aklı kararmış okumuşlar demek daha doğru olur."

AYES : Ottoman Turkish

Beyazlık, aklık

AYFE : Ottoman Turkish

Hayret. * Tereddüt. * İğrenmek

AYHEKA : Ottoman Turkish

Neşat, sevinç, neşe, sürur. * Bir kuş adı

AYHEM : Ottoman Turkish

Katı, sağlam nesne

AYHÜM : Ottoman Turkish

Ağaç kökü. * Kırmızı sahtiyan

AYİB : Ottoman Turkish

Dönüp çekilen. Geri dönen. Tövbe eden

AYİDE : Ottoman Turkish

Fayda, menfaat. * Muhabbet, sevgi

AYİJ : Ottoman Turkish

f. Kıvılcım, şerâre

AYİL(E) : Ottoman Turkish

Ailesi kalabalık olan. * Ailesini besleyen. * Aşırı. * Fakir. * Dengede olmayan terazi

AYİNE : Ottoman Turkish

"f. Ayna. Mir'ât. Kendisine tecelli ve aksedeni gösteren veya bildiren şey. (Ayna, ışığı aksettirip gösterdiğinden dolayı esmâ-i İlâhiyeyi de bize gösteren ve Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına âyinelik eden mevcudata da mecazen ""âyine"" denilmektedir.) * Vasıta ve mazhar mânasına da gelebilir."

AYİNE-İ EHADİYET : Ottoman Turkish

"Ehadiyetin ayinesi. Cenab-ı Hakk'ın ekser isimlerinin tecellisine mazhar olan şey.(Hayat birşeye girdiği vakit, o cesedi bir âlem hükmüne getirir; cüz ise küll gibi, cüz'iye dahi külli gibi bir câmiiyyet verir. Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnayı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir, âdeta kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasıl ki, bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de: En küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlıkıdır. L.)"

AYİNE-İ ERVAH : Ottoman Turkish

"Ruhlar âyinesi. Esmâ-i İlâhiyenin tecellisine mazhar olan ruhlar.(... Muhabbetten yetimâne bir şefkat, me'yusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün zihayatlara acır; hatta güzel ve zevâle maruz bütün mahlukata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden birşey gelmez, ye's-i mutlak içinde elem çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam o şedit şefkatin elemine karşı ulvi bir tiryak bulur ki: Acıdığı bütün zihayatların mevt ve zevalinde bir Zât-ı Bâki'nin bâki esmâsının dâimi cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâki görür; şefkati, bir sürura inkılâb eder. M.)"

AYİNE-İ İSKENDER : Ottoman Turkish

Makedonya kralı Büyük İskender'in aynası. Rivayetlere göre, bu ayna Aristo tarafından yapılmış ve İskenderiye şehrinde yüksekçe bir yere konulmuştur. Bu sayede İskender, yüz fersah uzaklıktaki düşmanlarını aynada görürmüş

AYİNE-İ ZİŞUUR : Ottoman Turkish

Şuur sahibi âyine. (Yani: İnsan, cin, melek)

AYİNE-İ ÂSMÂN : Ottoman Turkish

Güneş

AYİNE-RÛ : Ottoman Turkish

f. Yüzü ayna gibi parlıyan

AYİNE-SAZ : Ottoman Turkish

f. Aynacı

AYİNEDAR : Ottoman Turkish

f. Ayna tutan. * Eskiden, bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. * Berber

AYİR : Ottoman Turkish

Tereddütlü kimse

AYİS : Ottoman Turkish

(Bak: Sinn-i iyâs)