Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
BELED SÛRESİ : Ottoman Turkish

(El-beled) Kur'an-ı Kerim'de
sure olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur

BELEDİYE : Ottoman Turkish

Bir şehir veya kasabanın temizliği, bayındırlığı ve nizamiyle ilgilenen daire

BELEDÎ : Ottoman Turkish

(Beled. den) şehir veya kasaba ahalisinden olan, şehirli. * Şehir ve kasabaya ait. * Belediye İdaresine mensub. * Mahallî, yerli

BELEH : Ottoman Turkish

Sersemlik, bönlük, ahmaklık, budalalık

BELEL : Ottoman Turkish

Yaşlık, rutubet, ıslaklık. * Zafer, galibiyet.* Mihnet, keder, üzüntü. * Mücadele, kavga. * Hastalıkdan iyileşen. * Düşkünlük

BELEM : Ottoman Turkish

Üzerinden yol geçen tepe

BELEMUN : Ottoman Turkish

Çakır dikeni

BELENDAH : Ottoman Turkish

Bodur, şişman kimse

BELENDÎ : Ottoman Turkish

Enli

BELENSEM : Ottoman Turkish

Katran

BELES : Ottoman Turkish

İncire benzer bir yemiştir ve Yemen'de çok olur

BELET : Ottoman Turkish

Kesilmek, inkıtâ

BELEŞ : Ottoman Turkish

(Arabça bilâşey'den galattır) Ücretsiz, bedava

BELGE : Ottoman Turkish

(Bak: Vesika)

BELGİN : Ottoman Turkish

Belâ, zahmet, dâhiye

BELH : Ottoman Turkish

Bazan, sivâ (gayri) manasını ifâde eder

BELHA' : Ottoman Turkish

Bir gözüne sürme çekip, diğer gözünü unutan ve gömleğini ters giyen akılsız kadın

BELHAM : Ottoman Turkish

Çiftçilikte kullanılan saban. Çift sürmeğe yarayan âlet

BELHÂ : Ottoman Turkish

Gönlü kibirli olan kadın

BELİ : Ottoman Turkish

f. Evet

BELİD : Ottoman Turkish

(Belâdet. den) Ahmak, sersem, bön, budala

BELİGANE : Ottoman Turkish

f. Beliğcesine, düzgün ve fasih olarak

BELİL : Ottoman Turkish

Islanmış olan şey. * Serin ve yağmurlu rüzgâr

BELİNOGRAF : Ottoman Turkish

Fr. Telefon hatlarıyla fotoğraf, şekil ve yazıyı uzak mesafeye nakleden cihaz

BELİTA : Ottoman Turkish

Kamış kap