Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
FARUK : Ottoman Turkish

Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. Haklıyı haksızı ayırmakta çok mâhir olan. (Hak ile bâtılı birbirinden tam ayırarak İslâmiyeti kabul ettiği ve islâm nurunu izhar ettiği ve imân ve küfrün arasını fark ve faslettiği için Hz. Peygamber (A.S.M.) tarafından Hz. Ömer'e (R.A.) bu isim verilmiştir.)

FARUKÎ : Ottoman Turkish

Hz. Ömer (R.A.) soyuna veya adâletine mensub olan. Hz. Ömer'e mensub ve müteallik. İmam-ı Rabbanî'nin bir lakabı

FARYAB : Ottoman Turkish

f. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. * Eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehrin adı

FARZ : Ottoman Turkish

"Bir kimseyi bir vazifeye tayin etmek veya maaş bağlamak. Bir kimsenin kendi nefsine âid iken başkasına hibe ettiği muayyen bir şey. (Bunun zıddı ""karz""dır.) * Takdir veya beyan eylemek. * Bir şeyi delmek, gedik açmak. * Bir dâvaya mevzu ve rükün kılınan husus. * Addetmek, saymak, tutmak. * Fık: Din hususunda icrası vâcib, terki mâsiyet olan Hükm-ü İlâhî. Kur'an-ı Kerim veya Hadis-i Şerifle sâbit olan Cenab-ı Hakk'ın kat'i emri: Şirk koşmamak, iman etmek, namaz kılmak, yalan söylememek gibi..."

FARZ : Ottoman Turkish

her müslümanın şahsen yapmakla yükümlü bulunduğu ilâhî emir

FARZ-I AYN : Ottoman Turkish

Herkesin yapmaya mecbur olduğu farz. Namaz kılmak, yalan söylememek, imân etmek, oruç tutmak gibi

FARZ-I KİFAYE : Ottoman Turkish

Bir kısım müslümanların yapması ile diğerlerinin günahtan kurtuldukları farz. Cenâze namazı kılmak gibi

FARZ-I MUHAL : Ottoman Turkish

Olması imkânsız olup, var gibi kabul edilen. Olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek

FARZ-I NEBEVÎ : Ottoman Turkish

(Bak: Sünnet)

FARZ-I ZANNÎ : Ottoman Turkish

Müçtehidlerce kat'i bir delile yakın derecede kuvvetli görülen, zanni bir delil ile sâbit olan vazifedir ki, amel hususunda farz-ı kat'î kuvvetinde bulunur. Buna farz-ı amelî de denir. Meselâ: Abdestte mutlaka başı meshetmek bir farz-ı kat'îdir. Başın dörtte birini meshetmek bir farz-ı amelîdir

FARZA : Ottoman Turkish

Diyelim ki, farzedelim ki, öyle kabul edelim ki, ola ki

FARZEN (FARZAN) : Ottoman Turkish

Farzedelim ki, kabul edelim ki, diyelim ki. * Farz olarak. Farziyyeti kabul edilerek

FARZETME : Ottoman Turkish

sayma, tutma

FARZİYE : Ottoman Turkish

(C.: Farziyyât) Bazılarına göre kabul edilir sayılan. Mevhum ve itibarî olan. Aslı isbat edilmemiş hüküm

FARZİYET : Ottoman Turkish

farz oluş

FARZÎ : Ottoman Turkish

Farzedilene, tahmin olunana dair. Takdir ve tahmin usulüne dayanan ve ona müteallik

FARZIAYN : Ottoman Turkish

her müminin mutlaka yapması gereken vazife

FARZIKİFÂYE : Ottoman Turkish

azı müminlerin yapmasıyla sorumluluktan kurtulunan vazife

FARZIMUHÂL : Ottoman Turkish

imkânsızı bir an mümkün sayma

FARÂBÎ : Ottoman Turkish

Aristonun tesirinde kalan bir filozof

FARÎZA : Ottoman Turkish

Borç, vazife. Allah'ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife. * Fık: Ölen bir kimsenin mirasından mirasçılara düşen hisse, pay

FARÎZA : Ottoman Turkish

kaçınılmaz ödev, boyun borcu

FARÎZA-İ ZİMMET : Ottoman Turkish

Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife

FARIT : Ottoman Turkish

Geçmiş, önceki, önde bulunan. Sâbık, mukaddem

FAS' : Ottoman Turkish

Hurmanın kabuğunu soymak