Turkish
FARAN : Ottoman Turkish
İncil'de Mekke dağlarına verilen isim. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Faran dağlarında zuhur edeceği İncil'de haber verilmiştir
FARAT : Ottoman Turkish
Öne çıkan, geçen. * Issız yerlerde konan nişan ve işaret. * Kervan halkından önce su yerine varıp sakalık eden kimse
FARAZA : Ottoman Turkish
(Esası: Farzâ) Meselâ, öyle sayalım ki, farzedelim ki, ola ki, tutalım ki
FARAZİYE : Ottoman Turkish
(Fr: Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğruluğu hakkında bundan çıkarılacak mantıkî düşünceler belirlenir, bu sonuçların hakikatta var olup olmadığı görme ve deneme yoluyla kontrol edilir. Buna da tahkik (doğrulama) denir. Netice doğrulanırsa faraziyenin doğruluğu isbatlanmış olur ve faraziye kanunlaşır.Bazı cahiller, ilimde tahkik edilmemiş faraziyeleri doğru hüküm zanneder. Faraziyenin doğruluğu hakkında ileri sürülen fikirleri de isbat zanneder. Oysa bu isbat değil, iddiadır. Doğruluğun müşahede ve deneme ile isbatlanması gerekir. Müsbet ilimlerde durum budur
FARAZİYE : Ottoman Turkish
ispat edilmemiş düşünce, varsayım
FARAZÂ : Ottoman Turkish
diyelim ki
FARAZÎ : Ottoman Turkish
(Bak: Farzî)
FARAZÎ : Ottoman Turkish
farzedilen, varsayılan
FARAŞ : Ottoman Turkish
(Feraşe. den galat) Süprüntüleri toplamağa ait kulplu kutu, kürekçik. Süpürge. (Bak: Ferraş)
FARAŞ : Ottoman Turkish
süprüntü toplama aleti
FARFARA : Ottoman Turkish
Hafif meşreblik. Gürültülü. Gürültüye boğmak. * Akılsızlık
FARFARA : Ottoman Turkish
gürültücü, övüngen
FARİ' : Ottoman Turkish
Yüce nesne
FARİC : Ottoman Turkish
(Ferec. den) Keder ve tasadan kurtaran
FATANET : Ottoman Turkish
(Fetânet) Zihin açıklığı. Çabuk kavrayış ve anlayış. Sağlam anlayış. Fıtnetlik. * Müteyakkız oluş. * Peygamberlerin sıfatlarından biridir
FATH : Ottoman Turkish
Yassı ve enli olmak
FATİK : Ottoman Turkish
(C: Fitâk) Çeri ve öncü olan kimse
FATİK(E) : Ottoman Turkish
(C.: Futtâk-Fevatik) Eline fırsat geçtikçe adam öldüren kimse
FATİM : Ottoman Turkish
Sütten kesilmiş çocuk
FATİN : Ottoman Turkish
(Fitne. den) Fitne çıkaran. Dinden çıkarıp azdıran. İğfâl eden
FATİN(E) : Ottoman Turkish
(Fıtnat. dan) Anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık
FATİN-ÜL ASR : Ottoman Turkish
Asrın en zeki, anlayışlı ve akıllısı
FATİR : Ottoman Turkish
Durgun, füturlu, gevşek. * Ilık, az sıcak
FATK : Ottoman Turkish
"Kırma, ayırma, yarma, çatlatma. * ""Kasık yarığı"" denilen bir hastalık. * Elbisenin dikişlerini sökmek."
FATM : Ottoman Turkish
Kesmek
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani