EBEN
EBEN : German Turkish
(I) (Adj.) l. (flach) duz, yassi, müstevi, musattah
(glatt) girintili cikintili olmayan; anzasiz ,engebesiz^ muntazam, müsavi (II) (Adv.j l. (genau) tarn, tamamiy-le, tipki
(vor kurzem^ biraz evve!; henüz, demin(-cek)
(jetzt) simdi
(gerade) iste; dedigim (istedigim) gibi
(Verst. e-r Behauptung) ya, ki
(als Entschuldigung) ne yapalim ki; dedim ya
(umso mehr) evieviyetle
(gerade noch) güc belä; daradar
(rasch, schnell) cabucak
(nicht ~) pek de öyle degil; — tun wollen yapmak üzere bulunmak; Das ist es ja^f Istebudur! Hah buf
e Geometrie düzlem geometri; müstevi hendese; hendesei musattaha; zu
er Erde l. (im Erdgeschoß) zemin katinda
yerle beraber;
e Kurve math. duz münhani;
es Gelände ova, yazi; Ich bin ^ erst gekommen. Henüz geldim. ~ machen düzeltmek, tesviye etm.;
^ damals iste o zaman
EBEN : German Turkish
düz,yassı
EBEN : German Turkish
" {'da:bay} yanında; bunun dışında, ayrıca."
EBEN : German Turkish
" düz, yassı; engebesiz, arızasız; demin, az önce, henüz; tam, tamamıyla"
EBEN : German Turkish
düz, yassı; demin, az önce
EBEN : Turkish Risale
Töhmetli, kabahatli kişi. * Adâvet, düşmanlık
EBEN : Ottoman Turkish
Töhmetli, kabahatli kişi. * Adâvet, düşmanlık