Turkish
HABİ : Ottoman Turkish
Sürünüp emekleyen ufak çocuk
HABİB : Ottoman Turkish
(Hubb. dan) Sevilen. Sevgili. Seven. Dost
HABİB-ULLAH : Ottoman Turkish
"(Habib-i Hudâ) Allah'ın sevgilisi. Hz. Muhammed (A.S.M.) (Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa Habibullah'a ittiba edilecek. İttiba edilmezse netice veriyor ki; Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa netice verir ki; Habibullah'ın sünnet-i seniyesine ittibaı intac eder. L.)(Sâni-i Âlem'in; âsârın şehadetiyle nihayetsiz cemâl ve kemâli vardır. Cemâl, hem kemâl, ikisi de mahbub-u lizâtihidirler. Yâni bizzat sevilirler. Öyle ise, o cemâl ve kemâl sahibinin cemâl ve kemâline nihayetsiz bir muhabbeti vardır. O nihayetsiz muhabbeti, masnuatında çok tarzlarda tezahür ediyor. Masnuatını sever, çünki, masnuatının içinde cemâlini, kemâlini görür. Masnuat içinde en sevimli ve en âlî, zihayattır. Zihayatlar içinde en sevimli ve âli, zişuurdur. Ve zişuurun içinde câmiiyet itibariyle en sevimli, insanlar içinde bulunur. İnsanlar içinde istidadı tamamiyle inkişaf eden, bütün masnuatta münteşir ve mütecelli, kemâlâtın nümunelerini gösteren fert, en sevimlidir... İşte: Sâni-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecelli-i muhabbetin bütün envaını; bir noktada, bir âyinede görmek ve bütün enva-ı cemâlini, Ehadiyyet sırriyle göstermek için şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi, o şecerenin hakaik-ı esasiyyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir zâtı, o mebde'-i evvel olan çekirdekten tâ münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir Mi'rac ile, o ferdin, kâinat nâmına mahbubiyyetini göstermek ve huzuruna celbetmek ve rü'yet-i cemâline müşerref etmek ve ondaki hâlet-i kudsiyyeyi başkasına sirayet ettirmek için kelâmiyle taltif edip, fermaniyle tavzif etmektir... S.)"
HABİB-ÜL BEKKÂÎN : Ottoman Turkish
Ağlayanların sevgilisi. Ağlayanların habibi
HABİH : Ottoman Turkish
Ağaçla vurmak. * Bölmek
HABİL : Ottoman Turkish
İlk insan Hz. Adem'in (A.S.) oğullarından birinin ismi
HABİLE : Ottoman Turkish
Gebe, hâmile, yüklü
HABİR : Ottoman Turkish
Haberli. Haberdar. Agâh. Âlim. Arif-i billâh. * Herşeyi bilen Allah (C.C.)
HABİRÂNE : Ottoman Turkish
f. Bilgili ve haberdar olana yakışır şekilde
HABİS : Ottoman Turkish
Hapseden. Tutan. Hapishâneye atan
HABİS(A) : Ottoman Turkish
Un helvası
HABİSTAN : Ottoman Turkish
f. Yatakhane, yatak odası
HABİYE : Ottoman Turkish
(C: Havâbi) Küp. * Küçük havuz. * Kuyu
HABK : Ottoman Turkish
Bükmek. * Sağlam yapmak. * İyi dokumak
HABL : Ottoman Turkish
İp. Urgan. Halat. * Tıb: Vücudda ip gibi olan âzalar
HABL-İ MEVHUM : Ottoman Turkish
Mc: Daima olacak gibi görünüp de gittikçe uzaklaşan istek, gaye. Mevhum ip
HABL-ÜL MESAKÎN : Ottoman Turkish
Sarmaşık bitkisi
HABL-ÜL METİN : Ottoman Turkish
Sağlam ip. * Mc: İslamiyet. Kur'an-ı Kerim
HABL-ÜL VERİD : Ottoman Turkish
Şah damarı. Atar damar
HABLULLAH : Ottoman Turkish
Allah'ın ipi. Kur'an-ı Kerim. Allah'a kavuşma vasıtası. İhlâs. İtaat. Cemaat
HABLULLAH : Ottoman Turkish
Allahın ipi
HABLÜLMETÎN : Ottoman Turkish
sağlam ip
HABLÜLVERÎD : Ottoman Turkish
şahdamarı
HABN : Ottoman Turkish
Eteğini kaldırmak. * Bir şeyi kabzetmek, almak
HABNA' : Ottoman Turkish
Çıbanları olan kadın
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani