Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
ÂKİBET-BİN : Ottoman Turkish

f. İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören

ÂKİBET-BİNÎ : Ottoman Turkish

f. Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme

ÂKİBET-ENDİŞ : Ottoman Turkish

f. Geleceği için endişe eden. İstikbâlini düşünen. Akibetini düşünen

ÂKİBET-ÜL EMR : Ottoman Turkish

Bir işin neticesi, sonu

ÂKİBET-ÜL ÂKİBE : Ottoman Turkish

Akibetin âkibeti. * Neticenin sonu. * Ahiret

ÂKİD : Ottoman Turkish

Kuyunun çevresi, etrafı

ÂKİDEYN : Ottoman Turkish

Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf

ÂKİF : Ottoman Turkish

Devamlı ibadetle meşgul olan. * Bir şeyde sebat eden. * Teveccüh, yönelme

ÂKİL(E) : Ottoman Turkish

(Ekl. den) Ekl eden, yiyen. Yiyici

ÂKİL-ÜL BEŞER : Ottoman Turkish

İnsan eti yiyen

ÂKİL-ÜL HEVÂM : Ottoman Turkish

Haşaratla beslenen

ÂKİL-ÜL KÜLL : Ottoman Turkish

Herşeyi yiyen

ÂKİL-ÜL LAHM : Ottoman Turkish

Etle beslenen, et yiyici

ÂKİL-ÜS SEMEK : Ottoman Turkish

Balıkla beslenen. Balık yiyici

ÂKİLE : Ottoman Turkish

(C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba.* Baş tarayıcı kadın

ÂKİLET-ÜL EKBÂD : Ottoman Turkish

Ciğerler yiyen kadın. * Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind

ÂKIL(E) : Ottoman Turkish

Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr

ÂKILÂNE : Ottoman Turkish

f. Akıllı kimseye yakışır surette, akıl ve idrakle

ÂKILÂT : Ottoman Turkish

Akıllı kadınlar

ÂKIR(E) : Ottoman Turkish

Kısır, verimsiz, kumlu toprak. * Çocuksuz kadın. * Oğlu veya kızı olmayan erkek. * Yaralayan, yaralayıcı

ÂKIS : Ottoman Turkish

Pis kokulu

ÂL : Ottoman Turkish

Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat. * Yaz sıcaklarında su gibi görünen serap. * Hile, tuzak

ÂL-İ ABA : Ottoman Turkish

(Bak: Âl)

ÂL-İ ABBAS : Ottoman Turkish

Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi

ÂL-İ ABÂ : Ottoman Turkish

"Hz. Peygamberin (A.S.M.) kendisi ile beraber, kızı Hz. Fâtıma Validemiz, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den (R.A.) müteşekkil hey'et. ""Hamse-i âl-i abâ"" da denir. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) giydiği abâsını mezkur sahabe-i güzin hazeratının üzerine örterek hususi dua ettiğinden bu isimle anılmaları meşhurdur.(Bediüzzaman Hazretlerinin ""Lem'alar"" adlı eserinin Ondördüncü Lem'asında bu meseleye dair izahat vardır.)"