Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
ÂYENDE : Ottoman Turkish

(C.: Âyendegân) f. Gelen, geçici

ÂYET : Ottoman Turkish

Eser. * Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret. * Menzil, mekân. * Kur'ân-ı Kerim'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa, intibâha sebeb olan hâdise. (Kur'ân-ı Kerim'de 6666 âyet vardır.)

ÂYET-İ MÜDÂYENE : Ottoman Turkish

Kur'an-ı Kerim'de (Sure-i Bakara,
âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.)

ÂYİN : Ottoman Turkish

"Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet, örf ve kanun. * Ziynet, süs.İslâm'da fıkıh lisânı âyin kelimesini kabul etmemiştir. Bazı vakıflar, filân câmide herhangi bir tarikat âyini icra için te'sis yapacakları zaman vaki olan müracaatlarında fetvahâne tarafından verilen müsaadelerde âyin sözü kullanmayıp ""İcra-yı zikrullah"" tabiri kullanılırdı. Sofiyede âyin lâfzı muteberdir. Turuk-u âliye tekkelerinde icra edilen şekil ve merasime âyin ıtlak edilir. ""İcra-yı âyin-i ehlullah"" tabirdendir. Bu sûretle her tarikata mensub tekkelerde yapılan dinî merasime âyin ismi verilmiştir. Bu âyinlerden herbirinin ayrı ismi ve şekli vardır. Yaptıkları âyine Mevleviler: Semâ; Kâdirîler: Devran; Rıfailer ve Sa'diler: Zikr-i kıyam; Halvetiler: Darb-ı esmâ; Nakşibendiler: Hatm-i hâcegân isimlerini verirler. Diğer turuk-u âliye de bu esaslardan münşaib olduğuna göre âyinleri bu esaslara bağlıdır. (T.İ.A.)"

ÂYİN-HAN : Ottoman Turkish

f. Mevlevihâne ve semâhânelerde sema edilirken, yüksek bir yerde bulunan ve mutribhâne adı verilen mahfilde âyin okuyan kimse

ÂYÂ : Ottoman Turkish

"(Şüphe ve tereddüt bildiren edât; hayret ve taaccüb, soru ile beraber ümid ifâde eder) Acabâ. Âyâ, nasıl oluyor. Hayret, sen bu işi nasıl olur da yaparsın?.. der gibi.(Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefâhet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil; belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz! Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır! L.)"

ÂYÂT : Ottoman Turkish

(Âyet. C.) Âyetler. * Cenab-ı Hakk'ın sıfât ve kudreti hakkında görülen âşikâr deliller, bürhanlar. * Menziller. Mekânlar

ÂYÂT-I KİBRİYÂ : Ottoman Turkish

Allah'ın kibriyasını ve büyüklüğünü gösteren âyetler, deliller ve eserler

ÂYÂT-I KUR'ÂNİYE : Ottoman Turkish

Kur'ânın âyetleri

ÂYÂT-I MENSUHA : Ottoman Turkish

Sâbık olan, geçmişte olan hükümleri beyân eden âyetler

ÂYÂT-I MUHKEMÂT : Ottoman Turkish

Manası kat'i ve açık olan Kur'an âyetleri

ÂYÂT-I NÂSİH : Ottoman Turkish

Sâbık olan şer'i hükmün kaldırıldığını beyan eden âyetler. (Bak: Nesh)

ÂYÂT-I TEKVİNİYE : Ottoman Turkish

Tekvinî âyetler. (Bak: Tekvin)

ÂZİM : Ottoman Turkish

Bir yere gitmeğe karar veren. Bir iş hakkında kat'i karar ve niyet sahibi

ÂZİME : Ottoman Turkish

Azı dişi. * Kıtlık senesi

ÂZİN : Ottoman Turkish

Kefil. Birinin yerine kefalet eden. * Kapıcı, perdeci. * İzin veren

ÂZİR : Ottoman Turkish

Yara izi

ÂZİRE : Ottoman Turkish

Hayızlı kadın

ÂZÎN : Ottoman Turkish

f. Kaide, kanun. * Süs, zinet, güzellik. * Yoğurttan yağ çıkarmak için hususi olarak yapılmış yayık

ÂZÎNE : Ottoman Turkish

f. Cuma veya bayram günü

ÂZÎR : Ottoman Turkish

f. Iztırab, sıkıntı. Ağrı, sızı. * Azar, tekdir

ÂŞIK : Ottoman Turkish

Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun. * Saz şairi. * (Cümledeki yerine göre)
Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka)

ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK : Ottoman Turkish

"Temiz yüzün âşıkı. * Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri."

ÂŞIKAN : Ottoman Turkish

(Âşık C.) f. Âşıklar, tutkunlar

ÇABA : Ottoman Turkish

Cehd. Gayret, herhangi bir işi yapmak için harcanan güç