Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
İCARE : Ottoman Turkish

Kira. Gelir, irâd. Ücret. * Fık: Belli bir menfaati belli bir karşılık ile satmak

İCARE-İ AKAR : Ottoman Turkish

Ev, dükkân, arsa gibi yerlerin kirası

İCARE-İ FÂSİDE : Ottoman Turkish

İn'ikad şartlarını câmi' olduğu halde sıhhat şartlarını tamamen veya kısmen cami olmayan icaredir. Bu, aslen meşru olduğu hâlde vasfen meşru bulunmamış olur. Binaenaleyh böyle bir icareyi mucir ile müstecirden herhangi biri fesh edebilir

İCARE-İ GAYR-İ MÜN'AKİDE : Ottoman Turkish

"İn'ikad şartlarını tamamen veya kısmen câmi' olmayan icaredir ki, buna ""İcare-i batıla"" da denir."

İCARE-İ MEVKUFE : Ottoman Turkish

Başkasının hakkı taalluk edip icazeti lahık olmadıkça nâfiz olmayan icaredir

İCARE-İ MÜECCELE : Ottoman Turkish

Sonradan alınacak kirâ

İCARE-İ MÜN'AKİDE : Ottoman Turkish

Bey'ide olduğu gibi in'ikad şartlarını tamamen câmi' olan icaredir

İCARE-İ MÜNECCEZE : Ottoman Turkish

Bir şeyi akd-i icare ânından itibaren kiraya vermektir. Akd zamanında kiranın başlangıcı söylenmezse kira, bir icare-yi müneccezeye haml olunur

İCARE-İ MÜSANEHE : Ottoman Turkish

Yıllık olarak yapılan icaredir. Bir hanenin bir yıl müddetle kiraya verilmesi gibi

İCARE-İ MÜZAFE : Ottoman Turkish

Bir şeyi gelecek muayyen bir vakitten itibaren kiraya vermektir. Meselâ: Bir hâneyi gelecek falan ayın birinden itibaren bir sene müddetle şu kadar bin liraya kiraya vermek, bir icare-i müzafedir

İCARE-İ MÜŞAHERE : Ottoman Turkish

Aylık olarak yapılan icaredir. Bir haneyi bir aylığına kiraya vermek gibi

İCARE-İ SAHİHA : Ottoman Turkish

İn'ikad ve sıhhat şartlarını tamamen câmi' olan icaredir ki, şuyu'ı asilden ve şartı mufsidden hâli olmak üzere malum bir menfaatı, malum bir bedel mukabilinde temlik etmekten ibarettir

İCARET : Ottoman Turkish

İcâr, ücret. Kiraya vermek. * Kurtarmak, yardım etmek

İCARETEYN : Ottoman Turkish

Müeccel ve muaccel icarelerle kiralanan vakıf emlâkı. Hem derhal alınan, hem ileride alınacak kirası olan vakıf bina

İCAS : Ottoman Turkish

Gönlüne korku düşürmek

İCAZ : Ottoman Turkish

Kadın eşarbı. Baş örtü

İCAZ-I BİTTAKDİR : Ottoman Turkish

Maksadı az sözle ifade etmekle beraber fazla olan etraflı mânaların zuhurudur

İCAZ-I HASR : Ottoman Turkish

Lafzan hiçbir hazf olmadığı halde, ibârenin mânaca zengin olmasıdır

İCAZ-I HAZF : Ottoman Turkish

Mânâya halel gelmemek şartı ile ve lâfzî veya aklî karine delâleti ile cümleyi tamamlayanlardan birinin hazfıdır

İCAZ-I MAKBUL : Ottoman Turkish

Tazammun ve hazf ile olan icaz

İCAZ-I MUHİLL : Ottoman Turkish

Sözün istenilen mânayı ifadeye kifayet etmemesi yüzünden mânanın bozulması halidir

İCAZET : Ottoman Turkish

"İzin. Müsaade. Şehadetname. Diploma. ""Olur"" demek. Destur vermek. İlmî ehliyet. Reva görmek."

İCAZET VERMEK : Ottoman Turkish

"Medrese usulüne göre okuttuğu dersi bitiren talebeye hocası tarafından izin verilmesi. Bu tasdikan verilen mühürlü kâğıda ""icazetname"", icazet vermiş olan müderrise de ""muciz"" denilirdi."

İCAZET-İ FİİLİYE : Ottoman Turkish

Bir kimseden izin ve ruhsata delalet eden bir fiil ve hareketin sudûr etmesi

İCAZET-İ KAVLİYE : Ottoman Turkish

"Bir kimsenin bir şey hakkında ""izin verdim"" demesi."