Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
HÂLET-İ RUHİYE : Ottoman Turkish

İnsanın ruh hâleti, manevi ve iç durumu

HÂLET-İ ŞUHUD : Ottoman Turkish

şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti.(...Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tâbirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için kısmen yanlıştır. M.)

HÂLETİNEZİ : Ottoman Turkish

can çekişme

HÂLİD : Ottoman Turkish

sonsuz

HÂLİF : Ottoman Turkish

yeminli, sözleşen

HÂLİHÂZIR : Ottoman Turkish

şimdiki durum

HÂLİK : Ottoman Turkish

helâk olan, yıkılan, bozulan, silinen

HÂLİS : Ottoman Turkish

Hilesiz. Katıksız. Saf. Duru. Saffetli. * Pek beyaz. * Evvelce karışık iken kusuru zâil olan. * Her ameli, yalnız Allah rızası için işleyen. (Bak: İhlâs) (Müennesi: Hâlise'dir)

HÂLİS : Ottoman Turkish

saf, duru, katışıksız

HÂLİS-ÜD DEM : Ottoman Turkish

Arı kan, safkan

HÂLİSANE : Ottoman Turkish

f. Hâlise yakışır bir surette. Hâlis kimselere mahsus bir niyet ve fiil ile

HÂLİSEN : Ottoman Turkish

Halis ve katıksız olduğu halde. Hilesizce, doğru olarak

HÂLİSEN : Ottoman Turkish

halis olarak

HÂLİSET : Ottoman Turkish

Edb: İbarenin düzgün ve akıcı olması

HÂLİSİYET : Ottoman Turkish

halislik, saflık, duruluk

HÂLİSİYYET : Ottoman Turkish

Doğruluk, hâlislik, hilesizlik

HÂLİSÂNE : Ottoman Turkish

halisçe

HÂLİYET : Ottoman Turkish

hâl oluş

HÂLÂ : Ottoman Turkish

(Hâlen) şimdi. Henüz. şimdiye kadar. Elân

HÂLÂ : Ottoman Turkish

şimdi, henüz

HÂLÂT : Ottoman Turkish

hâller

HÂLÎ : Ottoman Turkish

oş, tenha

HÂLIK : Ottoman Turkish

yaratıcı

HÂLIKIYET : Ottoman Turkish

yaratıcılık

HÂME : Ottoman Turkish

f. Yontulmuş kalem