Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
RASTÎ : Ottoman Turkish

f. Doğruluk, gerçeklik

RASYONALİZM : Ottoman Turkish

"Fr. Fls: Akliyecilik. Her şeyin yalnız akıl ile bilinebileceğini iddia eden bir felsefi görüş. (Bak: Felsefe)(Nazar-ı nübüvvet ve tevhid ve iman; vahdete, âhirete, uluhiyyete baktığı için hakaiki ona göre görür. Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı; kesrete, esbaba, tabiata bakar, ona göre görür. Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır. Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı ehl-i usul-id din ve ülemâ-i İlm-i Kelâm'ın makasıdı içinde görünmeyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir.İşte onun içindir ki, mevcudatın tafsil-i mâhiyetinde ve ince ahvâllerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler. Fakat hakiki hikmet olan ulûm-u âliye-i İlâhiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü'minden daha geridirler. Bu sırrı fehmetmeyenler, muhakkikîn-i İslâmiyeyi hükemâlara nisbeten geri zannediyorlar. Halbuki akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki, veraset-i nübüvvet ile makasıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler. Hem her bir şey, iki nazar ile bakıldığı vakit iki muhtelif hakikatı gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiç bir hakikat-ı kat'iyyesi Kur'anın hakaik-ı kudsiyyesine ilişemez. Fennin kısa eli onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez. Nümune olarak bir misâl zikrederiz.Meselâ
Küre-i arz, ehl-i hikmet nazarı ile bakılsa, hakikatı şudur ki: Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi hadsiz yıldızlar içinde döner. Yıldızlara nisbeten küçük bir mahluk. Fakat ehl-i Kur'ân nazarı ile bakıldığı vakit hakikatı şöyledir ki; semere-i âlem olan insân, en câmi, en bedi' ve en âciz, en aziz, en zayıf, en lâtif bir mu'cize-i kudret olduğundan beşik ve meskeni olan zemin semaya nisbeten maddeten küçüklüğü ile ve hakareti ile beraber, manen ve san'aten bütün kâinatın kalbi, merkezi; bütün mu'cizat-ı sanatının meşheri, sergisi, bütün tecelliyat-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrakiyesi; nihayetsiz faaliyet Rabbaniyenin mahşeri, ma'kesi; hadsiz hallakıyet-i İlâhiyenin, hususan, nebatat ve hayvânâtın, kesretli enva-ı sagiresinden cevadane icadın medarı, çarşısı ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı ve mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve besatin-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.İşte arzın bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki, Kur'an-ı Hakim semâvata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan arzı, bütün semavata karşı küçücük kalbi büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semavatı bir kefede koyuyor, mükerreren $ diyor. İşte sair mesaili buna kıyas et. Ve anla ki, felsefenin ruhsuz, sönük hakikatları Kur'anın parlak, ruhlu hakikatları ile müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için ayrı ayrı görünür. S.)(...Acaba akıllarına güvenen akılsız feylesoflar gibi ""aklımız bize yeter"" deyip sana ittiba'dan istinkâf mı ederler? Halbuki akıl ise, sana ittibaı emreder. Çünkü bütün dediğin mâkuldür. Fakat akıl kendi başı ile ona yetişemez...Yahut inkârlarına sebeb, tâgi zâlimler gibi hakka serfüru etmemeleri midir? Halbuki mütecebbir zâlimlerin rüesaları olan fir'avunların, nemrudların âkibetleri mâlumdur... S.) (Bak: İsbatiyecilik)"

RASYONALİZM : Ottoman Turkish

aklı tek ölçü kabul eden sapkın felsefe

RASYONEL : Ottoman Turkish

Fr. Fls: Akla uygun, hesaplı, ölçülü, biçili

RASYONEL : Ottoman Turkish

akla uygun

RASÂNET : Ottoman Turkish

sağlamlık

RASÂS : Ottoman Turkish

kurşun

RASÎ : Ottoman Turkish

Kımıldamıyan, sâbit. * Lenger atmış olan gemi. Demirlemiş gemi

RASĞ : Ottoman Turkish

Bilek, elbileği

RASID : Ottoman Turkish

(C.: Râsıdân) (Rasad. dan) Gözleyen, gözeten, rasad eden. Dikkatle bakan

RASIDÂN : Ottoman Turkish

(Râsıd. C.) Dikkatle bakıp gözliyenler, rasad edenler

RAT' : Ottoman Turkish

(Bak: Ret')RATA'
Hamakat, ahmaklık

RATABET : Ottoman Turkish

(Ratb. dan) Rutubet, nem, yaş

RATANET : Ottoman Turkish

Arapçanın hâricindeki bir dille konuşma

RATB : Ottoman Turkish

Rutubet, nemlilik yaşlık. * Rutubetli, yaş. * Yaş hurma. * Mülâyim, yumuşak

RATB : Ottoman Turkish

utubetli, yaş

RATB-ÜL LİSÂN : Ottoman Turkish

Yumuşak sözlü. Mülâyim lisanlı

RATBE : Ottoman Turkish

(C: Ritâb) Genç ve güzel sevgili. * Yonca otu

RATH : Ottoman Turkish

Yoğurmak. * Yumuşak etmek, yumuşatmak

RATİB : Ottoman Turkish

Tertib edip sıraya koyan

RATİBE : Ottoman Turkish

(C.: Revâtib) Maaş. Vazife

RATİBEHÂR : Ottoman Turkish

f. Vazifeli. Görevli

RATİC : Ottoman Turkish

Çam sakızı

RATİN : Ottoman Turkish

Reçine. Çam sakızı

RATİT : Ottoman Turkish

Avaz, ses. * Ahmak, akılsız kişi