Turkish
VİCD : Ottoman Turkish
Zenginlik. Gına
VİCDAN : Ottoman Turkish
İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his. * Kendinden geçme, dalma. * Bir şeyi bir halde görme, bulma. * Duyma, duygu. * İnanç. * Şuur. * Bâtın ile Hakkı tanımak. * Din.(Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye, herbirinin bir gayât-ül gayâtı var: İradenin ibadetullâhdır. Zihnin ma'rifetullahdır. Hissin muhabbetullahdır. Lâtifenin müşâhedetullâhtır. Takva denilen ibadet-i kâmile dördünü tazammun eder. Şeriat şunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayât-ül gayâta sevkeder. H.)
VİCDAN HÜRRİYETİ : Ottoman Turkish
(Bak: Hürriyet-i vicdan)
VİCDAN-SUZ : Ottoman Turkish
f. Acı ve keder veren, kalb yakan, vicdânen çok ıztırab verici
VİCDANEN : Ottoman Turkish
Vicdanca, iyilik hissine göre
VİCDANİYYAT : Ottoman Turkish
Vicdanlılıklar. Vicdana ait hususiyetler ve hisler.(İ'lem eyyühel aziz! Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucb, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtri olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıtâ bulur.Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtri ahvâlin ölümüdür. Meselâ: Tevazua niyet, onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izâle eder, feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkezâ kıyas et. M.N.)
VİCDANÎ : Ottoman Turkish
(Vicdaniyye) Vicdanla, kalbî his ile ilgili. * Kendinden geçip dalmakla ilgili
VİCDÂN : Ottoman Turkish
insanın iyiyi kötüden ayırma hissi
VİCDÂNEN : Ottoman Turkish
vicdan bakımından
VİCDÂNİYAT : Ottoman Turkish
vicdanla hissedilenler
VİCDÂNSÛZ : Ottoman Turkish
vicdanı rahatsız eden
VİCDÂNÎ : Ottoman Turkish
vicdanla ilgili
VİCÂHEN : Ottoman Turkish
yüz yüze
VİDAD : Ottoman Turkish
Dostluk. Sevmek. Muhabbet. * Dost ve muhib. * Her şeye muhabbeti olan
VİDD : Ottoman Turkish
Muhabbet, dostluk, sevgi
VİFADET : Ottoman Turkish
Elçilik
VİFAK : Ottoman Turkish
Dostça bir fikir üzerinde birleşmek. Samimi anlaşmak. * Barış. * Uygunluk
VİFAK : Ottoman Turkish
irbirine uyma
VİHAD : Ottoman Turkish
(Vehd. C.) Derin vâdiler. Uçurumlar
VİHAM : Ottoman Turkish
(Vahim. C.) Vahim olan şeyler
VİKA (VEKA) : Ottoman Turkish
Kendi ile bir şey saklanan nesne
VİKA' : Ottoman Turkish
Cinsî münasebet. * Savaş, harp
VİKAF : Ottoman Turkish
Tevakkuf etmek, vâkıf olmak, durmak
VİKAHAT : Ottoman Turkish
(Bak: Vakahat)
VİKAL (VEKÂL) : Ottoman Turkish
Devamlı diğer davarların ardına kalan davar
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani