Turkish
İNŞİRAS : Ottoman Turkish
(Soğuktan dolayı) el çatlama
İNŞİTAT : Ottoman Turkish
Dağılmak. Dağınık olmak. Perakende olmak
İP PARASI : Ottoman Turkish
Mc: Belâyı savmak için verilen şey
İPLİKHANE : Ottoman Turkish
Eskiden suç işlemiş kimselerin hapsedilip çalıştırıldıkları yere verilen addır. * Gemilere lüzumlu halatlarla yelken bezini yapan eski bir deniz müessesenin adı idi
İPNOTİZMA : Ottoman Turkish
(Fr: Hypnotisme) Telkin ile kabiliyetli bir kimsenin üzerinde, söz ve bakış ile elde edilen bir çeşit uyku hâli. * Uyuşukluk. İradesizlik hâli ve bu hâle ait vaziyetler
İPOTEK : Ottoman Turkish
Fr. Bir borcun ödeneceği zamana kadar borçlunun alacaklıya vermiş olduğu değerli şey. Rehin
İPTİDA : Ottoman Turkish
(Bak: İbtida)
İPUCU : Ottoman Turkish
Mc: Emare, işaret, alâmet, delil, vesika
İR'AD : Ottoman Turkish
Tehdid etmek, korkutmak. Muztarib etmek. * Kılıç parlatmak. * Kadın yüzünü kendisi açmak
İR'AS : Ottoman Turkish
Çekerek sarsma
İR'Â : Ottoman Turkish
Otlatma
İR'Â-Yİ AGNAM : Ottoman Turkish
Koyunları otlatma
İRA : Ottoman Turkish
Bağış yapma, iyilikte bulunma. * Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama
İRABE : Ottoman Turkish
Şüphelendirme, şüpheye düşürme
İRABET : Ottoman Turkish
Akıl, anlayış, kavrayış
İRAD : Ottoman Turkish
Varid kılmak. Getirmek. Söylemek. * Gelir. Kazanç. Bir mal veya mülkün getirdiği kazanç
İRAD Ü MASRAF : Ottoman Turkish
Gelir ve gider
İRAD-I KELÂM : Ottoman Turkish
Söz irad etme, söz söyleme
İRAD-I MESEL : Ottoman Turkish
Edb: Bir fikri isbat için misal getirme. Buna İrsal-i mesel de denir
İRAD-I NUTK : Ottoman Turkish
Nutuk iradetme. Nutuk söyleme
İRADAT : Ottoman Turkish
(İrade. C.) İstemeler, buyruklar, iradeler, emirler, fermanlar
İRADE : Ottoman Turkish
"İstek, arzu. Dilemek. Emir. Ferman. * Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.(İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir. İhtiyar, taraflardan birini diğerine tafdil ile beraber tercihtir. İrade; yalnız tercihtir. Mütekellimler bazan iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlardır. İradenin zıddı kerâhet; ihtiyarın zıddı icâb ve ıztırardır. İrade, hakikatte dâima ma'duma taalluk eder. Çünkü, bir emrin husûl ve vücudu için o, tahsis ve takdir eder.) * Fık: Cenab-ı Hak irade sıfatı ile muttasıftır ve iradesi ezelîdir. Yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile kendi hikmeti ile birer veche tahsis buyurur ve onun irade buyurduğu mutlak olur.(Âdetullah üzerine irade-i külliye-i İlâhiye, abdin irade-i cüz'iyesine bakar. Yani, bunun bir fiile taallukundan sonra o taalluk eder. Öyle ise cebir yoktur. İ.İ.) (Bak: Vicdan)"
İRADE-İ ALİYE : Ottoman Turkish
"Tar: Sadrazam tarafından verilen emir. Bu emir yazılı olduğu gibi, şifâhi de olurdu. Yazılı olana ""iş'arat-ı âliye"" de denilirdi."
İRADE-İ CÜZ'İYYE : Ottoman Turkish
Allah tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu. İnsanın herhangi bir tarafa meyletme kuvveti ve isteği. Az ve zayıf irade
İRADE-İ İLÂHİYE : Ottoman Turkish
Külli irade. Allah'ın emri ve isteği
- Azerbaijani
- Azerbaijani To Azerbaijani
- Azerbaijani To English
- Azerbaijani To Persian(Farsi)
- Turkish
- Turkish To Turkish
- Turkish To English
- Turkish To Germany
- Turkish To French
- English
- English To Azerbaijani
- English To Turkish
- Germany
- Germany To Turkish
- French
- French To Turkish
- تورکجه
- تورکجه To Persian(Farsi)
- تورکجه To تورکجه
- Persian(Farsi)
- Persian(Farsi) To Azerbaijani