Multilingual Turkish Dictionary

Turkish

Turkish
AKL-I BEŞER : Ottoman Turkish

"İnsan aklı. İnsan düşüncesi.(Kur'anın hakaik-ı İlâhiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-ı âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi, ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir. Çünkü: O hakaik-ı gaybiyeyi hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz. Beşerin en dâhi hükemaları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlumdur. Hem Kur'an, gösterdiği o hakaik-ı İlâhiye ve hakaik-ı kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra beşerin ukulü: ""Sadakte"" deyip o hakaikı kabul eder. Kur'ana, ""Bârekâllah"" der... Amma ahvâl-i uhreviye ve berzahiye ise, çendan akl-ı beşer kendi başıyla yetişemiyor, göremiyor. Fakat, Kur'anın gösterdiği yollar ile onları görmek derecesinde isbat ediyor. S.)"

AKL-I BÂLİĞ : Ottoman Turkish

Yetişmiş genç. Erginlik hâli. Onbeşini doldurmuş genç

AKL-I EVVEL : Ottoman Turkish

"İlk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl. (Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan İşrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeblerden birincisidir. Bunun neticesi şirke gider. Bunlarca, akl-ı evvel Allah'ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl, ikincisinden üçüncü akıl... ve böylece ""Ukul-ü Aşere"" dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir.)(Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan ( $ ) ""Birden bir sudur eder"" Yani, ""bir zattan, bizzat bir tek sudur edebilir. Sâir şeyler vasıtalar vasıtası ile ondan sudur eder."" diye, Ganiyy-i alel-ıtlak ve Kadir-i Mutlakı, âciz vasaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vasaite, rububiyyette bir nevi şirket verip Halik-ı Zül Celâle ""Akl-ı evvel"" nâmında bir mahluku verip âdeta sair mülkünü esbaba ve vasâite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-alûd ve dalâlet-pişe o felsefenin düsturu nerede?... Hükemânın yüksek kısmı olan İşrakıyyun böyle halt etseler; maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin. S.)"

AKL-I FA'AL : Ottoman Turkish

İşleyen ve çalışan akıl

AKL-I KÜLLÎ : Ottoman Turkish

Kâinatta görülen umumi ahenk. Her şeyi kavrayan akıl

AKL-I MAAD (MEAD) : Ottoman Turkish

İrfan ve ilimle terbiye olan âhiretini düşünen akıl. Geleceği kavrayan akıl

AKL-I MAAŞ : Ottoman Turkish

Aklın en alt tabakası. Dünyada geçim işini düşünen akıl

AKL-I MATBU' : Ottoman Turkish

Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir

AKL-I MESMU' : Ottoman Turkish

Kabil-i hitab olan akıl. Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl. Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır

AKL-I SELİM : Ottoman Turkish

(Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş. Normal ve müsbet düşünce

AKLA' : Ottoman Turkish

Eli kesik

AKLAH : Ottoman Turkish

Sarı dişli

AKLAM : Ottoman Turkish

(Kalem. C.) Kalemler. Oklar. Yayla atılan eski zaman silahlarından biri

AKLAN : Ottoman Turkish

(Bak: Mâile)

AKLEB : Ottoman Turkish

Sarkık dudaklı

AKLED : Ottoman Turkish

Yoğurt

AKLEN : Ottoman Turkish

Akıl ile. Akıl yolu ile

AKLEN : Ottoman Turkish

akılca

AKLEN VE NAKLEN : Ottoman Turkish

Akıl ve haberlerin nakline göre. Akıl ve nakil yolu ile

AKLET : Ottoman Turkish

Yoğurt

AKLİYYAT : Ottoman Turkish

Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar. Nazarî meseleler. (Bak: Mücerredât, Ma'kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar, insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur. M.N.)

AKLİYYE : Ottoman Turkish

Akılcılık. Akıl ile anlaşılan ve bulunan. Akıl hastalıkları

AKLİYYUN : Ottoman Turkish

(Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler. Bunlar iki kola ayrılır. Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kısım, insan aklının her meseleyi çözebileceğini iddia ederler. Allah'a ve vahye inanan ikinci kısım ise, Allah'a, ruha, âhiret gününe, kitap ve peygambere inanmanın makul olduğunu, dinde akla uymayan bir tarafın bulunmadığını isbat etmek isterler

AKLİYYÛN : Ottoman Turkish

aklı tek ölçü kabul eden felsefeciler

AKLİYÂT : Ottoman Turkish

akıl alanına giren şeyler